ARAMIZI ISLAH EDELİM VE BİRBİRİMİZE MERHAMETLİ OLALIM

Dr. Mehmet SÜRMELİ

02-07-2020 19:04


Düşmanlarla Mukateleye Medine döneminde ilk defa izin verildiğinde, "Aralarınızı düzeltiniz."[1]ayetinin inmesi çok anlamlıdır. Cihadda ve cihad sonrası siyasi ve sosyal düzenlemelerde başarılı olmak, mü’minlerin aralarını ıslah etmelerine bağlıdır. Bu açıdan Yüce Allah kardeşlik hukukunun gereği olarak Müslümanların kenetlenmesini teşvik etmiştir: “إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الَّذِينَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِهِ صَفًّا كَأَنَّهُم بُنيَانٌ مَّرْصُوصٌ” "Hiç şüphe yok ki Allah, kendi yolunda, duvarları birbirine kurşun dökülerek kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak savaşanları sever."[2]Bu münasebetle “وَإِن طَائِفَتَانِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ اقْتَتَلُوا فَأَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا ” "İki Müslüman grup savaşırlarsa aralarını mutlaka düzeltin."[3]emrini; “إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ فَأَصْلِحُوا بَيْنَ أَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ ” "Müminler birbirlerinin kardeşidirler. Kardeşlerinizin arasını düzeltin ki Allah da size merhamet etsin."[4]buyruğuyla eş zamanlı olarak indirmiştir. Bu açıdan, kardeşlik dokusunu sarsacak her türlü olumsuz davranıştan sakınmak şarttır. Kardeşlik duygusunu canlı tutmak için Peygamber Efendimiz (s.) şu evrensel öğütleri vermiştir: "Birbirinize sakın haset etmeyiniz, akrabalık bağlarınızı kesmeyiniz, birbirinize sırt dönerek yalnız bırakmayınız. Ey Allah'ın kulları kardeş olunuz! Bir Müslüman’ın (din) kardeşine üç günden fazla küs durması helal değildir."[5]Bir başka rivayette; "Üç günden fazla küs duran cehenneme gider."[6]buyurmuştur. "Üç gün içerisinde konuşmazlar da birbirlerinden yüz çevirirlerse Allah da onlardan yüz çevirir."[7]uyarısını yapan Resulullah (s.), eğer küslük süresi bir yılı bulacak olursa işin korkunçluğunu şöyle açıklamıştır: "Din kardeşine bir yıl küs duran onun kanını dökmüş/ öldürmüş gibidir."[8] Eğer küslükten vazgeçmez ve "Bu hâl üzere ölecek olursa her ikisi de cennete giremez."[9]diyen Hz. Peygamber(s.), meseleyi şu hadisi ile daha da açıklığa kavuşturmuştur: "Her pazartesi ve her perşembe günü cennetin kapıları açılır. Allah'a şirk koşmayanların dışında herkes affedilecek (ve cennete girecektir.) Ancak bir kimsenin din kardeşiyle arasında bir husumet ve kırgınlık varsa, onlar için şöyle denilecektir; 'Şu iki kişiyi aralarını düzeltene (helalleşene) kadar bekletin.'"[10] Dargın kimselerin cennete girdirilmeme konusunda böyle ağır bir muameleye tabi tutulmalarının sebebi, Allah Teâlâ'nın İslâm kardeşliğine verdiği önemden kaynaklanmaktadır.

Müminler birbirlerine karşı merhametli olmalıdırlar. Yüce Allah müminleri şöyle vasıf etmiştir: “مُّحَمَّدٌ رَّسُولُ اللَّهِ وَالَّذِينَ مَعَهُ أَشِدَّاء عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاء بَيْنَهُمْ” "Muhammed, Allah'ın resulüdür. Onunla beraber olanlar inkârcılara karşı çok çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler."[11]Merhamette ve sevgide cemaat olma ruhu; kaba ve katılıkta ise tefrika vardır. Hz. Peygamber (s.)'in başarısındaki etkenlerden biri de sahabelerine karşı yumuşak ve merhametli davranmasıdır. Bu gerçeği Allah Teâlâ şöyle haber vermiştir.” فَبِمَا رَحْمَةٍ مِّنَ اللّهِ لِنتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنتَ فَظًّا غَلِيظَ الْقَلْبِ لاَنفَضُّواْ مِنْ حَوْلِكَ” "Allah'tan bir rahmet olarak insanlara karşı çok yumuşak davrandın. Şayet kaba ve katı yürekli olsaydın etrafından dağılıp giderlerdi."[12]Önderlik konumunda olan her mümin bu ayeti en üst seviyede tefakkuh etmelidir. Yöneticilerin veya önderlik makamında olanların yaptıkları katılıklar yüzünden bir tek insan İslâm’dan soğuyacak olursa bunun vebali onlaradır. Bu nedenle Müslüman yöneticiler; adalet,  kibarlık, merhamet, nezaket, fesahat, şefkat, ahlak ve vakarda herkese önder olmak zorundadırlar.

Müslümanların arasında olması gereken merhamet ve sevgiyi Resulullah (s.) çok güzel anlatmıştır: "Müminler birbirlerini sevmede, merhamette ve güzel davranmada bir vücut gibidirler. Vücuttan herhangi bir uzuv şikâyet ettiğinde vücudun diğer organları da uykusuzluk ve ateşle bu rahatsızlığa ortak olur."[13]Bu hadisiyle Resulullah(s.), müminlerin birbirlerine karşı duyarlı olmalarını ve çektikleri sıkıntılara karşı duygudaşlık yapmalarını istemiştir. Bu sorumluluk duygusunu bir başka rivayette daha üst bir seviyeye taşımış ve şöyle demiştir: "Mümin, iman ehline karşı cesetteki baş gibidir. Vücuttaki baş nasıl ki diğer uzuvların rahatsızlığında acı duyarsa, mümin de ehli iman için acı ve ıstırap duyar."[14]Bu yaklaşım, Müslümanları tüm mü’minlere karşı uyanık tutar. Onların hayatlarının tüm ayrıntılarına karşı ilgili kılar. Bu ilgi, Müslümanları bölgesel düşünmekten ziyade evrensel düşünmeye sevk eder.

Hz. Peygamber(s.), merhametin en büyük tecelli yerinin bakışlar olduğunu belirtmiş ve şöyle buyurmuştur: "Her kim ki kardeşine sevgi ile bakarsa Allah Teâlâ onu bağışlar."[15]Şefkat ve sevgiyle bakmayı öven Allah Resulü (s.), bakışlarıyla da olsa din kardeşini korkutanı yermiştir: "Her kim ki Müslüman kardeşini bakışlarıyla korkutursa (veya tehdit ederse) Allah da onu kıyamet gününde korkutur."[16] İnsanın din kardeşine yaptığı en ufak bir iyiliği bile küçük görmemesini tavsiye eden Allah Resulü (s);"Şayet yapacağınız bir iyilik yoksa bari kardeşinize karşı güler yüzlü davranın."[17]tavsiyesinde bulunmuştur. Müslümanların birbirinin aksırmasına bile kayıtsız kalmamalarını emreden Hz. Peygamber (s.) Müslümanlara, karşılıklı ziyaretleşmeyi, sılayırahim yapmayı[18], hediyeleşmeyi ve birbirinin davetine icabet etmeyi[19] öğütlemiştir. Toplumdaki fakirlerin refahı ve dulların ihtiyaçlarını karşılamak için çalışmayı ; "Allah yolunda cihat etmeye, geceleri namaz, gündüzleri oruç tutmaya"[20]denk görmüştür. Müslümanların heybetini, özgüvenini ve şahsiyetini yok eder endişesiyle onlara vurmayı ve dayak atmayı yasaklamıştır. "Sakın Müslümanlara vurmayınız."[21]buyurmuştur. Onları dövmek küçük düşmelerine sebep olur. Müslümanlar arasındaki sevgi ve merhamet, İslâm'ın istediği noktaya geldiği zaman Yüce Allah'ın lütufları üzerlerine sağanak hâlinde iner ve ilahî lütuflara daha çok nail olurlar.

 

[1] Enfal 8/1

[2] Saf 61/4

[3] Hucurat 49/9

[4] Hucurat 49/10

[5] Ahmed, Müsned, c.III, s.165

[6] Ebu Davud, 35, Edeb, h.no:4914, c.V, s.215

[7] Ahmed, Müsned, c.II, s.378

[8] Buhari, Edeb'ü-l Müfred, c.I, s.450; İbn-i Receb, Cami'u-l ulum, c.II, s.269

[9] Buhari, Edeb'ü-l Müfred, c.I, s.452

[10] Buhari, Edeb'ü-l Müfred, c.I, s.456

[11] Fetih 48/29

[12] Al-i İmran 3/159

[13] Ahmed, Müsned, c.IV, s.270; Müslim, 45, Birr ve Sıla,17, h.no:2585,c.III, s.2000

[14] Ahmed, Müsned, c.V, s.340

[15] Acluni, Keşf'ü-l Hafa, h.no:2638, c.II, s.283

[16] Abdurrezzak, Musannef, h.no:9187, c.V, s.139

[17] Tirmizi, 30, Et'ime, h.no:1883, c.IV, s.274

[18] Bak: Abdurrezzak, a.g.e, h.no:20232,.c.XI, s.17; Ahmed, Müsned, c.V, s.283

[19] Heysemi, Zevaid, c.IV, s.52

[20] Buhari, Edeb'ü-l Müfred, (tah:Fadlullah Ciylani), c.I, s.217

[21] Heysemi, Zevaid, c.IV, s.146; Ahmed, Müsned, (tah:Muhammed Şahir,h.no:286), c.I, s.278

 

MEHMET SÜRMELİ

Diğer Yazıları
Akif CEMİL
Dr. Mehmet SÜRMELİ
İktibas
Mehmet Nezir GÜL
Ömer Erdoğdu
HAVA DURUMU


NİĞDE