DİNDE KARDEŞ OLMANIN ÖN ŞARTI

Dr. Mehmet SÜRMELİ

14-04-2018 11:27


Kur’an-ı Kerim'i dikkatlice ve anlayarak okuduğumuzda görürüz ki en hayırlı kardeş Hz. Musa'dır. O hiç bir kıskançlık göstermemiş ve "Kardeşim Harun ifade olarak benden daha fasihtir."[1]diyerek kendisine "yardımcı verilmesini" istemiştir.[2] Allah (c.) Hz. Musa'nın bu talebine şu karşılığı vermiştir: “وَوَهَبْنَا لَهُ مِن رَّحْمَتِنَا أَخَاهُ هَارُونَ نَبِيًّا ” "Biz, rahmetimizin gereği Musa'ya, Kardeşi Harun'u (yardımcı) peygamber olarak verdik."[3] Birçok kardeş, en yakınlarına dünyevi ve manevi hayırlar ister. Yüce Allah dilerse bu isteklere olumlu cevap verebilir. Fakat Hz. Musa'nın, kardeşine peygamberlik lütfedilmesi için dua etmesi, çok daha derin anlamlar içermektedir. Bu açıdan Hz. Musa'yı, en hayırlı kardeş şeklinde anmamak mümkün değildir.

 

Kur’an-ı Kerim' e göre ikinci tür kardeşlik, dinde kardeşliktir. İslâm dininde tercih edilen kardeşlik budur. Soyda kardeşlik, nesebin sübutu, miras vb. şeyler için geçerlidir. Dinde kardeşlik ise iman bağına dayalı olduğu için daha önemlidir. Zira din kardeşliğinin ortak paydası, Yüce Allah'ın hayatın her alanına hâkim olan mutlak ilah olduğunu kabul etmektir. Bundan daha yüce bir değer de yoktur. Kuran-ı Kerim bu yüce değeri bize "hasr/mahsus kılma" ifadesi ile sunmuştur: “إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ فَأَصْلِحُوا بَيْنَ أَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ ” "Ancak ve ancak müminler birbirlerinin kardeşidir. Öyleyse kardeşleriniz arasında sulhu, barışı sağlayın. (Din ve dünya işlerini, sosyal ilişkilerini düzeltin, geliştirin.) Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp azaptan korunun. Ola ki ilâhî merhamete mazhar olursunuz."[4]Ayetin nüzul ortamında, Abdullah b. Revaha (r.) ile Abdullah b. Ubeyy'in Resulullah'ın meclislerine gelişinden dolayı münakaşaları vardır. Hazrec'den bazı kimseler Abdullah b. Ubeyy'e sahip çıkınca, Allah (c.);Aynı kabileden de olsanız ey Müslümanlar! Sizin hiçbir münafıkla ve kâfirle kardeşliğiniz yoktur.[5]"Ancak ve ancak müminler birbirlerinin kardeşleridir." buyurmuştur. Müminler nasıl ki birbirlerinin kardeşi ise münafıklar ve kâfirler de birbirlerinin kardeşleridirler.[6]

 

Kâfirler, münafıklar, müşrikler, Yahudiler, Hristiyanlar ve diğer batıl dinlerden kimseler mü’minlerle kardeş olmak isterlerse veya mü’minlerin onları kardeş görebilmeleri için bu batıl din mensuplarının yerine getirmeleri gereken yükümlülükleri vardır. Şu ayet bu yükümlülükleri açıklamaktadır: “فَإِن تَابُواْ وَأَقَامُواْ الصَّلاَةَ وَآتَوُاْ الزَّكَاةَ فَإِخْوَانُكُمْ فِي الدِّينِ وَنُفَصِّلُ الآيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ” "(Müşrikler) eğer tövbe edip namazı kılar ve zekâtı verirlerse artık onlar sizin din kardeşlerinizdir. Meselelerin iç yüzünü bilen bir topluma ayetleri detaylı olarak böyle açıklarız."[7]Ayetten net bir şekilde anlaşıldığı gibi, müminlerle kardeş olmanın üç şartı vardır: İnandığı batıl dini terk edip gerçek mümin olmak, imanın en büyük tezahürü ve takviyesi olan namazı şartlarına riayet ederek kılmak, mal üzerinde vekil olduğunu bilip fakirlere ve diğer ihtiyaç sahiplerine zekâtı vermek. Hz. Peygamber (s.),“Bu üçünün arasını açanlarla savaşacağını”söylemiştir.[8]Bazı kimseler Hz. Peygamber(s.) döneminde üçünün arasını ayırmaya cesaret edemeseler de Hz. Ebubekir(r.) döneminde bunu denemişlerdir. Hz. Ebubekir(r.) de bu ayırımı yapanlarla savaşmıştır.[9] Bu uygulamalar, imanın mücerret bir temenni olmayıp aynı zamanda uygulamaya yönelik bir bedelinin olduğuna işaret etmektedir. Güncel bir değerlendirme yapacak olursak; zamanımızda birçok kimse İslâm’ı sözde kabul etse de onu hayatın genişlik alanında bağlayıcı kabul etmediği gibi, ideolojilerin yol göstericiliğine iman ederek politeizmi tercih etmektedirler. Tercihini itikadi bidatlerden yana yapan kimselerle müminler arasında kardeşlik bağı olamaz.

 

Kur’an-ı Kerim, velev ki insanın soyca en yakınları da olsa, imana karşı küfrü tercih ettiklerinde bu kimselerin müminlerle aralarında hiç bir velayet bağının olmayacağını haber vermiştir. Bu tavır Kuran-ı Kerim'de şöyle yer almıştır: “يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ آبَاءكُمْ وَإِخْوَانَكُمْ أَوْلِيَاء إَنِ اسْتَحَبُّواْ الْكُفْرَ عَلَى الإِيمَانِ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ” "Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse babalarınızı ve kardeşlerinizi bile veli edinmeyin. İçinizden kim onları veli edinirse, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir."[10]Biz, bu ayetteki ve diğer ayetlerdeki "veli" kavramını dost olarak çevirmedik. Kuran-ı Kerim' de veli; rab, koruyucu, yardımcı, malik, yönetici, otorite, mirasçı, dost, arkadaş, vekil, imam, seyyit ve sırdaş gibi anlamlarda kullanılmıştır.[11] “İnkâr eden en yakınınız bile olsa onu veli edinmeyin." denildiğinde, veli kavramına bu sayılan anlamları yüklemek gerekir. Veli; siyasal bir kavramdır. Bu ayete göre “Yakınınız da olsa kâfirden yönetici seçmeyin." hükmü verilmiştir. Esefle belirtelim ki siyasal bir kavram olan "veli", saltanat yıllarında ve sonraki süreçte Kuran-ı Kerim'deki siyakına uygun anlamlandırılıp bir siyaset fıkhı yapılsaydı, dünya Müslümanları ideolojik tercihlerde bulunmazlar ve günümüzde olduğu gibi batılı devletlerin kölesi durumuna düşmezlerdi.

 

[1] Kasas 28/34

[2]Bak: Taha 20/30

[3] Meryem 19/53

[4] Hucurat 49/10

[5] Ferra, Ebu Zekeriyya Yahya b. Ziyad, Mean'i-l Kuran, c.III, s.71

[6] Bak: Ali İmran 3/156,168; Araf 7/202; Ahzab 33/18; Haşr 59/11

[7] Tevbe 9/11

[8] Bak: İbni Huzeyme, Ebu Hureyre' den mervi, (4/8)

[9] Beyhaki, Ebu Bekir Ahmed b. Hüseyin, Süneni Kübra, Zekât, 37, h.no:7377, c.III,s.191

[10] Tevbe 9/23

[11] Daha geniş bili için bknz: Mehmet Sürmeli, Kuran-ı Kerim' de Velayet Kavramı, Kalemdar Yay, Ankara 2003

 

MEHMET SURMELI

Diğer Yazıları
Akif CEMİL
Dr. Mehmet SÜRMELİ
Ercan HARMANCI
İktibas
Mehmet Nezir GÜL
Mehmet Şevket EYGİ
Muhammed ERİNÇ
Ömer Erdoğdu
HAVA DURUMU


NİĞDE