Diyanete Saldırının Dayanılmaz Hafifliği

Akif CEMİL

30-05-2017 07:47


Türkiye iki haftadır yine sağlıksız bir tartışmanın içinde. Başkan Mehmet Görmez'in şahsı etrafında hem kendisi hem de Diyanet İşleri Başkanlığı acımasızca bir saldırı, sinsice bir kumpasın içine çekilmek istenmekte. Bazı insanlar, bu günü beklermişçesine, İslam kardeşliğine, tartışma adabına, eleştiri ölçülerine dikkat etmeden aklına geleni veya yedekte beklettiği planlarını devreye sokmakta. Kimisi fırsat bu fırsattır diye, lanetli kavrama dönüşen FETÖ yaftasıyla başkanı suçlamakta, kimisi pusudan çıkarak Diyanet üzerinden gizli gündemini inşa etme telaşında, kimisi de iyi niyetle meseleyi anlamaya çalışmakta.

 

İşin aslına bakarsanız uzunca bir zamandır herkes kendi diyanetini oluşturmak istiyor. Mevcut Diyanet İşleri Başkanının kendi cemaat, tarikat, mezhep, meşrep, ekol, mektep doğrultusunda açıklama yapmasını, icraatta bulunmasını istiyor. Bu mümkün mü kardeşim? Diyanet hepimizin, bütün bir ülkenin, hatta ümmetin, hatta tüm cemaat, tarikat, camia içinde, dışında ve karşısında olan herkesindir.

 

Laik bir ülkede diyanet başkanı olmak nasıl bir şey acaba?

 

Bu soruya cevap vermek zor olsa gerek. 1924 yılında Osmanlı'dan gelen Şer'iyye ve Evkaf Vekaleti kaldırıldı. Şer'iyye Vekaleti yerine Diyanet İşleri Başkanlığı, Evkaf Vekaleti yerine de Vakıflar Genel Müdürlüğü kuruldu. Yeni devlet, din işlerini başkanlık üzerinden yürütmeye karar verdi. O dönem için yapılan tartışmalar bir yana 1980'lerde, İslami camiaya mensup bazı insanlar, sayısı az da olsa bazı oluşumlar, Diyanet İşleri Başkanlığına gizli/açık bir cephe açtılar. Radikal anlayışa mensup gençler başta olmak üzere kimi kesimler, başkan ve müftülerin, mevcut siyasi yapı tarafından atanması ve onların da suya sabuna dokunmayan, hatta bazen dine zarar verici bir çalışma yürütmeleri sebebiyle Diyanet'e hep mesafeli durdular. İmamları, namaz kıldırma memuru olarak tanımladılar, müftülere güvenmediler, bazıları, camileri mescidi dırar olarak niteledi, protesto etti, imamların arkasında namaz kılmadı, kıldıysa da iade etti.

 

Ve bugünlere geldik. Artık köprünün altından çok sular akmıştı. Diyanet de onu eleştirenler de siyasi mekanizma da değişmişti. Ak partinin iktidara gelmesi, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın yönetimin başında olmasıyla birlikte ülkenin pek çok kurumunda olduğu gibi Diyanet'te de bir değişim yaşandı. Ali Bardakoğlu'nun başkanlığında bizzat kendisinin olmasa da yardımcısı Mehmet Görmez'in aktif bir çalışma yürütmesi ve sonrasında Görmez Hoca'nın başkan olarak atanmasıyla birlikte tarihinde görülmedik çalışmalar yapmaya başladı Diyanet. Yurt içinde olduğu gibi, 102 ülkeye ulaşan hizmet ağıyla gerçekleştirilen dev çalışmalar, ümmet bilinçli atılımlar.

 

Her şeyden önce bir saygınlık ve güven kazandı Diyanet. Başkan ve arkadaşlarının gece gündüz çalışması ve elbette siyasi iradenin desteğiyle, dini camianın içinde veya dışında olanlar bunu gördüler. Halk daha da sahiplendi, umutlandı. Neler yapılmadı ki…

 

İmam Hatip ve diğer din görevlilerinin eğitim ve kalitesini artırmak için kurslar, eğitimler, faaliyetler.

 

Yayıncılıkta içerik ve görsel değişim, yoğunluk. Talep eden okullara ücretsiz kitap temini. İslam ansiklopedisinin tamamlanması, Hadis Külliyatının yayınlanması, Tefsir Projesinin başlatılması. Diyanet Tv, Kur'an Radyo, Risalet Radyo yayınları. Diyanet kitap satış merkezleri. Pekçok dilde yayınlar.

 

Camilerin bir külliyeye dönüşmesi için özel projeler, çalışmalar.

 

Diyanet Vakfı üzerinden yurt içi ve dışında eğitim faaliyetleri, yurtlar, burslar, üniversite, okullar…

 

Her mahalleye en az bir Kur'an kursu açarak, halkın Kur'an öğrenmesi, hayatına tatbik etmesi için hummalı çalışmalar, buluşmalar, manevi rehberlik, aile danışmanlığı, engellilere insanca yaklaşım çabaları.

 

Doğu'da asırlardır varlığını sürdüren ama hep baskı altında kalınmış, ötelenmiş, dışlanmış, yok sayılmış hatta yok edilmek istenmiş medreselerle sıcak temas, dokunuş ve yönlendiriliş, mellelere değer veriş.

 

Okul öncesi sınıfların açılmasıyla çocuklara temelden din ve ahlaki değerlerin kavratılması.

 

Kutlu Doğum Haftası ve diğer etkinliklerle milyonların katıldığı programlar, akademik kadronun halkla kaynaşmasını sağlama, toplumsal dini duyarlılığı oluşturma.

 

Gençlerle, kadınlarla özel merkezler üzerinden sahip çıkma, cami buluşmaları.

 

İlk anda aklımıza gelen bu ve benzeri faaliyetlerle Diyanet İşleri Başkanlığı tarih yazdı. Ancak bazıları nedense bundan rahatsız. Rahatsızlığını, samimi bir şekilde ifade etme yerine, haksız suçlamalarda bulunarak kafa karıştırma, çamur atma yolunu izlemekte.

 

Ancak buna dur denmeli artık ve aklı selim sahibi insanlar Diyanet'e sahip çıkmalı. Diyanette çalışanlar, Diyanet'le yolu kesişen kurumlar, İslami hassasiyetli yazarlar, çizerler, akademisyenler, dernekler, vakıflar, medya… neredesiniz, ne zaman sesinizi çıkaracaksınız? Göz göre göre iftiralara kurban edilmek istenen bir teşkilat ve Başkana ne zaman yüksek sesle sahip çıkacaksınız? Bazı konularda kendisinden farklı düşündüğünüz kardeşler, şimdi mi aklınıza geldi bu farklılıklar? Kimsenin dile getiremediği hakikatleri ve çalışmaları üst düzeyde haykıran samimi bir alime, aydına, başkana, uluslar arası şahsiyete bu yapılır mı? Böylesi bir saldırı karşısında sizin de ateşe odun atmanız mı gerekir? Ve siyasilerimiz. Arenada saldırıya uğrayan bir şahsiyete ve kurumuna, bu linçe karşı ne zaman ses vereceksiniz?

 

Ne diyelim, Allah her şeyi bilmekte, görmekte, kaydetmekte ve günü gelince hesaba çekecektir. Rabbim sıratı müstakim üzere kılsın cümlemizi…

 

Akif Cemil/Milat

30.05.2017

Diğer Yazıları
Akif CEMİL
Dr. Mehmet SÜRMELİ
Ercan HARMANCI
İktibas
Mehmet Nezir GÜL
Mehmet Şevket EYGİ
Muhammed ERİNÇ
Ömer Erdoğdu
HAVA DURUMU


NİĞDE