Eğitim Şart, Hem De Özel Eğitim!

Muhammed ERİNÇ

04-03-2017 21:46


Allah’ın (c.c.) en güzel surette yarattığı çocuklarımız, halife olarak seçtiği bizlere emanettir. Allah (c.c.), tüm peygamberleri aracılığıyla beş şeyi bize emanet etmiştir. Dinimizi, aklımızı, malımızı, nefsimizi ve neslimizi. Korumamız gereken beş emanetten birisi de neslimiz dolayısı ile çocuklarımızdır. Çocukları en güzel şekilde eğitmek, onlara hayatları boyunca gerekli olan faydalı bilgileri öğretmek başta anne-babalar olmak üzere tüm toplumun görevidir. Çocuklarımızın dünya ve ahiret mutluluğu için onlara özel eğitim sunalım.

      Özel eğitimden maksat; özel okullar, kolejler, özel öğretmenler vs. anlaşılmamalıdır. Özel eğitimden maksat konusunun/müfredatının özel/faydalı olması ve o eğitim için verilen önemin özel olmasıdır. Özel eğitim denilince illaki paralı, pahalı eğitim-öğretim anlaşılmamalı. Özel eğitim-öğretim ücretsiz de olabilir. Örneğin Yaz Kur’an Kursları ve Diyanet’in Hafızlık Kur’an Kursları tamamen ücretsiz. Özel eğitim, eğitimin verildiği mekânın özel olması değildir. Eğitimde mekân olarak ev, okul, cami, medrese, sokak vs. her yer kullanılabilir. Mekânın özel okul veya kolej olması eğitimin özel ve faydalı olduğu anlamına gelmez.

      2009 yılında tedavüle çıkan 50 TL.’lik paraların arkasında resmi yer alan Fatma Aliye Hanım; büyük bir devlet adamı, tarihçi, hukukçu, mütefekkir, edip ve eğitimci olan Ahmed Cevdet Paşa’nın kızıdır. Türk edebiyatının ve İslam coğrafyasının ilk kadın romancısıdır. Beş yaşında Kur’an-ı Kerim’i baştan sona okuyabilen, 10 yaşlarında ana dili gibi Fransızca konuşabilen, birçok özel hocadan ve babasından farklı alanlarda ders almış bir hanımdı. Dört kızından en küçüğü olan İsmet’i, Fransızca eğitim veren Notre Dame de Sion kız kolejine vermesi sonucunda, kızı Katolik bir rahibe olarak mezun olmuştur. İsmet, irtidad etmekle yetinmeyip ailesini ve ülkesini de terk ederek izini kaybettirmiştir. “Fatma Aliye, Ahmet Cevdet Paşa’nın bütün mallarını kızını bulmak uğruna harcadı. Birçok ülke gezdi, dedektifler tuttu; ancak Hıristiyan olan kızını bulamadan hayata gözlerini yumdu.” (Fatma Aliye: Uzak Ülke - Fatma Karabıyık Barbarosoğlu – Timaş Yayınları)
    
      Bir diğer örnek ise Tevfik Fikret’in papaz olan oğlu Haluk’tur.

      “Ümmetin çocuklarının önemli bir bölümü dil eğitimi için gönderildikleri kolejlerde Batılılaşarak İslam’dan uzaklaştı. Anne babalarının çığlıkları ise Müslüman mahallelerinde salyangoz pazarlayanların gürültüleri arasında kaybolup gitti.”(Hüküm Dergisi 5. Sayı s.33)

      Her ne kadar çok geç kalınmış olmakla beraber, 2012-2013 eğitim-öğretim yılında Kur’ân’ı Kerim ve Siyer dersleri seçmeli de olsa müfredata konulmuştur. Bu iki dersin ilkokuldan itibaren öğrencilere sunulması gerekirken, ilkokuldan sonraki sınıflarda seçmeli ders olarak verilmektedir. İslam tarihindeki eğitim ve öğretim sistemlerine bakarsak eğer daha erken yaşlarda dini derslerle çocuklarımızı tanıştırmamız gerektiğini görürüz.
      Endülüs’te üç aşamalı bir eğitim ve öğretim sistemi vardı. Altı yaşından itibaren başlayıp altı yedi yıl süren ilk dönemde, diğer İslâm ülkelerinde olduğu gibi Kur'ân-ı Kerîm ve ilmihal bilgileriyle Arapça ve şiir öğretiliyor, mekân olarak da küçük mescidler, camilere yakın evler, öğretmenlerin evleri ya da devlet tarafından açılan yatılı mektepler kullanılıyordu. İlk aşamayı tamamlayan öğrencilere dilerlerse ikinci kademede dil ve edebiyat, fıkıh, tefsir, hadis, tıp, matematik, kimya gibi ilimler okutulurdu. Üçüncü aşamada ise ihtisaslaşma başlardı. (İslam Tarihi - Ankara Üniversitesi Uzaktan Eğitim Yayınları s.351)
      Osmanlı’da ise eğitim, diğer müslüman devletlerde olduğu gibi sıbyan mektepleri ve medreselerde yapılmaktaydı. Köylere kadar yayılan sıbyan mektepleri birer temel eğitim kurumuydu. Bu kurumların aslî görevi üç-dört yıl süren öğrenim hayatı boyunca çocuklara dinî/geleneksel kültürü aktarmaktı. Program ağırlıklı olarak Kur’an okuma, ilmihal ve ahlâk bilgisinden oluşuyor, ayrıca yazı ve aritmetik gibi dersler veriliyordu. (Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi 33. cilt s.565)  

    Eğitimin anne karnında başladığını unutmayalım ve çocuklarımızı Kur’an-ı Kerim ile erken yaşlarda tanıştıralım. Okullarda seçmeli ders olan Kur’an-ı Kerim dersini almalarını, Kur’an ile erken yaşlarda tanışmalarını temin edelim. Kur’an-ı Kerim ve Siyer dersleri okullarda en fazla tercih edilen seçmeli derslerden olmuştur. Bu iki kaynak "Size iki emanet bırakıyorum ki onlara sıkı sarıldığınız sürece doğru yoldan sapmazsınız: Allah'ın kitabı ve resulünün sünneti." (İbn Mâce, "Menâsik", 84; Ebû Dâvûd, "Menâsik", 56) hadis-i şerifinde belirtildiği gibi Müslümanların ve çocuklarının hayatlarının olmazsa olmazlarıdır. Bundan dolayı çocuklarımızı bu dersleri almaları için teşvik etmeliyiz. Kur’an’dan ve Sünnet’ten kopuk bir hayatın çocuklarımızın dünya ve ahiret hayatını mahvedeceğini ve geleceğimizin tehlikede olacağını iyi kavramalıyız.

      Çocuklarımızı yaz tatillerinde Yaz Kur’an Kurslarına göndermeyi ihmal etmeyelim. Onları Yaz Kur’an Kurslarına göndererek hayatları boyunca kendilerine gerekli olan dini bilgilerin temellerini öğrenmelerini sağlayalım. Çocuklarımız dine, Kur’an’a ve Hz. Peygamber’e (s.a.s.) uzak olmasınlar. Ortaokul için İmam-Hatip Ortaokullarını, lise için ise İmam-Hatip Liselerini tercih edelim. İmam-Hatiplerde normal eğitim-öğretimin yanında fazladan dini dersler bulunmaktadır. Çocuklarımız bu sayede hem lise eğitimlerini almış hem de dinlerini öğrenmiş olacaklardır. Toplumumuzda zeki çocuklar başka okullara gönderilmekte, genelde daha az zeki olanları ise İmam-Hatip Liselerine (Meslek Liselerine) gönderilmektedir. Selim Seyhan, Hüküm Dergisi’nde bu konuda şöyle bir tespitte bulunuyor: “Yoksa siz en zeki evlatlarını Fen Liselerine, Kolejlere gönderip sonra da ‘tavuktan da kurban olur!’ diyen ilahiyatçılardan şikâyet edenlerden misiniz? Kendi nazarınızda işe yaramaz kabul ettiklerinizi İmam-Hatip Okullarına, Kur’ân Kurslarına, Medreselere kaydettirip ‘Neden bizden Ebu Suudlar, İbn Abidinler, İbn Kemaller çıkmıyor?’ diye sızlananlardan mısınız?” (Hüküm Dergisi 5. Sayı s.33)

      Evlatlarımızın da bizim üzerlerimizde hakları olduğunu ve bunu ihmal etmenin kendimize, çocuklarımıza ve geleceğimize büyük zararlar getireceğini iyi tahlil edelim.
      Dindar bir babanın oğlu olan Münir Özkul’a babası vefat etmeden önce şöyle demişti: “Oğlum, sana inanç, ibadet konusunda faydalı olamadım. Ancak, bunları unutmayasın ve bir gün mutlaka içten hatırlayasın diye, baban olarak senden tek isteğimi açıklayan bir soyadı bırakıyorum: Ben senin kul, hem de öz kul olmanı istiyorum. Kul olmayı hayatının gayesi bilmeni arzuluyorum. Soyadı kanunu çıkınca, ÖZKUL’u seçtim. Özden kul olalım diye…
     ” Babasının bu vasiyeti uzun yıllar ciddiye alınmadı, hatta çağdışı bulundu ve sonra da unutulup, tam tersine gelişmeler yaşandı. Münir Bey, uzun yıllar sonra 60 yaşında babasının sözüne gelerek şöyle diyor: “Babam doğru söylemiş. Ancak, öz kul olmakla mutluluk bulunurmuş... Zaten bana doktorum da, 19 defa içki ve uyuşturucu tedavisinden sonra başka yol kalmadığını, ancak inançla bu beladan kurtulabileceğimi söyledi. Yani ben, artık yolun burasında mecburen Rabbime teslim olmuş bulunuyorum.” (Allah’ı Nasıl Anlamalı ve Çocuklarımıza Nasıl Anlatmalı-Vehbi Vakkasoğlu-Sevgi Yayınları)

      Her çocuk özeldir. İslam fıtratıyla doğan, Müslüman ailede ve Müslümanların olduğu bir ülkede yaşayan yavrularımız dinlerini bizi ve başkalarını taklit ederek değil; araştırarak ve tahkik ederek öğrenmeli ve yaşamalılar. Bunun gerçekleşmesi için özel olarak çaba göstermeli, çocuklarımızı bu eğitimi alabilecekleri kurs, okul vs. gibi ortamlara yönlendirmeliyiz. Geleceğimiz olan çocuklarımızı; rahibe olan İsmet ve papaz olan Haluk gibi kaybetmeden; Münir Özkul gibi gençliklerini ve hayatlarını heder etmeden onlarla özel olarak ilgilenelim, onlara özel eğitim verelim; en özel eğitimi almalarını sağlayalım.

 Muhammed ERİNÇ

Diğer Yazıları
Akif CEMİL
Ercan HARMANCI
İktibas
Mehmet Nezir GÜL
Mehmet Şevket EYGİ
Muhammed ERİNÇ
Ömer Erdoğdu
HAVA DURUMU


NİĞDE