ELİN ZİNASININ KAYNAKLARDAN TANIMI

Dr. Mehmet SÜRMELİ

18-11-2017 06:20


 

Eşlerinden başka hiçbir kadına dokunmayan ve yabancı kadınlarla musafaha / tokalaşma yapmayan Resulullah (s.)[1] bizim yegâne örneğimizdir. Resulullah (s.), yabancı kadınları tutmayı ve musâfaha yapmayı el zinası saymıştır.[2] Bu çerçevede, kendisiyle musafaha etmek isteyen kadınlara şöyle buyurmuştur: “Ben kadınlarla musâfaha etmem / tokalaşmam.”[3] Resulullah (s.) Medine’ye hicret ettikten sonra kadınlardan da itikadi ve ahlaki konularda söz almış; onlarla biatleşmiştir. Kadınlar Resulullah’la (s.) biatın gereği musâfaha yapmak istediklerinde O, kadınların bu talebini; “Ben kadınlarla tokalaşmam / musâfaha etmem.[4] Benim bir kadına vermiş olduğum söz yüz kadın için geçerlidir.”[5] diyerek reddetmiştir. Hz. Ayşe’nin beyanına göre Hz. Peygamber’in (s.) eli kendi eşlerinin dışında hiçbir kadına değmemiş ve onlarla biat yaparken de sözlü olarak yapıp musâfahadan uzak durmuştur.[6] Böylece kadınlarla tokalaşmamak Hz. Peygamber’den ümmetine sünnet kalmıştır. Sünneti yaşanmış Kur’an olarak anlarsak, bağlayıcılığını da daha iyi kavramış oluruz.

 

Bir erkeğin, aralarında nikâh bağıolmayan yabancı bir kadına şehvetle dokunması veya okşaması insanı harama düşürür endişesiyle şiddetle yasaklanmıştır. Bu bağlamda Resulullah (s.) terhib kabilinden şu uyarıyı yapmıştır: “Sizden birinizin başının demir taraklarla taranması kendisine helal olmayan bir kadına dokunmasından daha hayırlıdır.”[7]Çünkü böyle bir amaçla; “dokunmak ve tutmak da zinadır.”[8]uyarısı işin neticesinin böyle bir ahlaksızlığa götürebileceğinin endişesidir. “Kıyamet gününde kişinin sorgulanmaya başladığında, önce cinselliğinin; haramla ilişkisinin olup olmadığının ve ellerinin konuşturularak (kazançları dâhil) hesaba çekilecek olması”[9] Müslümanları daha disiplinli ve iffetli bir hayat yaşamaya sevketmiştir. Yaşanan iffetli hayat sayesinde İslâm toplumlarında nesil ve namus emniyeti sağlanmıştır. Böylece aile ve bireyler daha sağlam bir zeminde hayatlarını huzurla devam ettirmişlerdir.

 

Yukarıda referanslarıyla vermeye çalıştığımız naslardan çıkan sonuç; zinaya götüren bütün yolların haram olması münasebetiyle kişinin kendisine helal olmayan kadınlarla tokalaşmasının dinen yasak oluşudur. Bu hususlarda hassas davranan kadınların ve erkeklerin hassasiyetlerinin kaynağı din ve Allah (c.) korkusudur. Böyle onurlu bir tercihten yana olanları kınamak, baskı altına almak, dışlamak, alay etmek, hakaret etmek ve onların yaklaşımının gerekçelerini sorgulamak doğru değildir. O kişinin tercihlerine ve inancına saygısızlıktır. Hele de bu tercihinin temelinde Allah Teâlâ’nın ve Resulü’nün emirlerine teslimiyet varsa, hiç kimsenin bir şey söyleme hakkı yoktur. Ayrıca, naslardan referans göstermek suretiyle açıklamalarda bulunduğumuz bu konular hafife alınmamalıdır. Sözde küçük günahları işleyerek başlayan isyana karşı duyarsızlık birçok insanın hayatını büyük günahlara batırmıştır. Sonuçta ise günahın bütün türlerine karşı duyarsız bir toplum meydana gelmiştir.

 

Konuyla ilgili gerek fıkıh köşesi yazan ilâhiyatçı akademisyenler, gerekse olaya kompleksle yaklaşan modernist çevreler, hikmeti kendilerinden menkul fetvalar vermekteler ve işin meşruiyetine yol açacak sebepler, hikmetler, illetler icat etmektedirler. Özellikle bazı ilâhiyatçı çevreler, ayet ve hadisleri hiçe sayarak bugünkü bürokrasi ve karmaşık ilişkileri mazeret gösterip musafahanın (tokalaşmanın) her türlüsünü meşru göstermeye çalışmaktadırlar. Kaynakça ve ilmi değeri olmayan çok zayıf bazı rivayetleri de hevâlarına dayanak yapmaktadırlar. Yazdıklarının ve söylediklerinin ayet ve sahih hadisler karşısında hiçbir kıymeti harbiyeleri yoktur. “Çünkü nass bulunan yerde içtihada gidilmez.” kuralı vardır. Kaldıki yaptıkları içtihat değil, fesada kapı aralamaktır. Çünkü içtihatlar, olaylar arası illet benzerliklerinden dolayı naslar üzerine bina edilirler. Böyle köksüz yaklaşımlar sadece modern hayat tarzını meşrulaştırmak amacını gözetmektedirler. Bu yaklaşımların toplumu nereye getirdiği ise malumdur. Sonunda Allah (c.) ve Resulü’nü (s.) ciddiye almayan ve fuhşu meşru gören ahlaksız bir çevre oluşturulmak istenmektedir. Bu oluşumda dini, siyasi, ahlaki önlemler almayan siyasilerle beraber inzar ve talim görevini yapmayan söz de ulema da suçludur. Ulemanın görevi moderniteye zemin hazırlayarak Müslümanları sisteme dâhil etmek değildir. Onların görevi hiçbir kınayanın kınamasından korkmadan hakkı söylemek ve Müslümanca bir hayat tarzına zemin hazırlamaktır. Allah Teâlâ hakikati gizleyenleri Kur’an’da lanetlemiştir.[10]

 

[1] Ahmed, Müsned, VI / 206; Müslim, 33, İmaret, 21, H. no: 1866, II / 1489.

 

[2] Heysemi, Mecmau’z-zevaid, VI / 256.

 

[3] Abdurrezzak, Musannef, H. no: 20685, XI / 331; Ahmed,Müsned, VI / 357.

 

[4] Taberi, Ebu Cafer, Camiu’l-beyan, XII / 75.

 

[5]     Ahmed, Müsned,  VI / 357.

 

[6]     Abdurrezzak, Musannef, H. no: 20685, XI / 331; Buhari, 93, Ahkam, 49, VIII / 125; Buhari, 54, Sulh, I, III / 173; Müslim, 33, İmaret, 21, H. no: 1866, II / 1489; İbni Mace, Cihad, H. no: 2786, II / 960.

 

[7]     Heysemi, Zevaid, IV / 326.

 

[8]     Beyhaki, Nikâh, 70, H. no: 13510, VII / 143.

 

[9]     Ahmed, Müsned, tah. Muhammed Derviş, H. no: 20046, VII / 236.

 

[10] Bk. Bakara 2 / 159, 174.

 

MEHMET SÜRMELİ

Diğer Yazıları
Akif CEMİL
Dr. Mehmet SÜRMELİ
Ercan HARMANCI
İktibas
Mehmet Nezir GÜL
Mehmet Şevket EYGİ
Muhammed ERİNÇ
Ömer Erdoğdu
HAVA DURUMU


NİĞDE