EMANETE LİYAKAT KAZANDIRAN NİTELİKLER VE HEDEFE GÖTÜREN YOL

Dr. Mehmet SÜRMELİ

03-12-2017 06:40


Niteliğin önemini kâmil anlamda kavrayan Peygamber Efendimiz, bireysel duruşu peygamberlere benzeyen, sabrı ve cihadı kendisine yol edinen, şehadet ülküsünün değerini bilen, emanetleri ehil insanlara veren, kifayet miktarı tüketen ve konforu hayat tarzı olarak seçmeyen, kınayıcının kınamasından korkmayan, her hâlde hakkı söyleyen, dünya nimetleri karşısında duruşunu değiştirmeyen, seferi gibi yaşamayı ilke edinen, ümmetin derdiyle dertlenen, kendisiyle ve çevresiyle rahat iletişim kurabilen, bilgiyi paylaşan, maddi değerlere tapınmayan, haram yemedikleri gibi şüphelilere bile teenni ile yaklaşan, ilahi musibetler karşısında isyan etmeyen, düşmanların karşısında direncini yitirmeyen, zulmetmeyen ve zulme razı olmayan, baskılardan korkmayıp hep ileriye bakan, ikrahın en zoru karşısında bile taviz vermeyen, makam ve mevki uğruna dinini imanını satmayan, ideolojilerin etkisinde kalarak savrulmayan ve gaye olarak yalnızca Allah’ı, rehber olarak vahyi bilen bir ümmet yetiştirmiştir. “Tek başına da olsa ümmet” olmanın şuurunu iyi kavrayan bu altın nesil, kısa zamanda Allah’ın dinini hâkimiyet konumuna getirmiştir. İlk nüfus sayımında Medine’nin yüzde onuna tekabül eden sayılarına rağmen Yüce Allah onlara iktidar ve hâkimiyet yolunu açmıştır. Onlar da bu ilahi lütuf karşısında hadlerini bilmişler ve asla şımarmamışlardır. Kendilerini ayakta tutan mutlak gücün Allah olduğunu bildikleri için asla O’nun emirlerine muhalefet etmemişlerdir. Başlarına gelen musibetleri ya bir farzın veya sünnetin terk edilmesi nedeniyle olduğuna yorumlamışlardır.  Ayaklarını Medine’de sağlam basan Müslümanlar aynı ruhla 610 yılında iman ettikleri risalet davasını 710 yılında Paris’in önlerine kadar getirebilmişlerdir. Niteliğin kaynağı vahiy olduğuna göre, yetiştireceğimiz keyfiyetli Müslümanlar sayesinde tarihi atılımları tekrar yapmak niçin mümkün olmasın?

 

Talut nasıl ki keyfiyetli insanlarla zaferler kazandıysa Hz. Peygamber de Medine’ye vardığında Mekke’de yetiştirdiği ve her birisi “tek başına bir cemaat” olan Müslümanlarla devlet kurmuştur. Nüfusları sayısal olarak Medine’nin onda birine tekabül etmesine rağmen tevhidi ve ahlaki liyakatlerinden dolayı Yüce Allah bu az sayıdaki Müslümanlara hükümranlık; iktidar vermiştir. Bu önemli nedenle Müslümanları iktidara taşıyan nitelikler iyi öğrenilmeli ve genç nesil aynı duygularla yetiştirilmelidir. Peygamberimizin yetiştirdiği ve Allah yolunda canlarını vermeye hazır hâle getirdiği sahabenin özelliklerini Kur’an bağlamında şöyle sıralayabiliriz:

 

1-Kurtuluşun kâmil imanda olduğunu bilirler.[1]

 

2-Hiç kimse için imanlarını feda etmezler.[2]

 

3-Tüm olaylara vahiy zaviyesinden bakıp değerlendirirler.[3]

 

4-Allah için her şeylerini feda edebilirler.[4]

 

5-Allah’ın indirdikleriyle hükmederler.[5]

 

6-Yalnızca mü’minleri veli edinirler.[6]

 

7-Hayatı, iman ve cihaddan ibaret kabul ederler.[7]

 

8-Emri bi’l-maruf ve’n-nehyi ani’l-münker görevini hakkıyla yaparlar.[8]

 

9-Salih amellere çok düşkündürler.[9]

 

10-Ahlaken hiçbir davranış bozukluğu yapmazlar.[10]

 

11-Kâfirlere karşı en ufak bir sempati bile duymazlar.[11]

 

12-Değil fuhuş, fuhşa götüren yollardan bile uzak dururlar.[12]

 

13-Ana-baba hukukuna riayet ederler.[13]

 

14-İsraftan kaçınırlar.[14]

 

15-İslam aleyhtarı yapılanma ve meclislere karşı tavırlıdırlar.[15]

 

16-Kul haklarına karşı çok titiz davranırlar.[16]

 

17-Büyük günahlardan şiddetle kaçınırlar.[17]

 

18-Kâfirlere karşı çok onurlu ve çetindirler.[18]

 

19-Mü’minlere karşı çok şefkatlidirler.[19]

 

20-Önder ve şehid ümmet olmanın bilincindedirler.[20]

 

21-En büyük rehber ve önder olarak Hz. Peygamberi bilirler.[21]

 

22-İhtilafa düştüklerinde çözümü Kur’an ve sünnette ararlar.[22]

 

23-Emaneti ehil olanlara verirler.[23]

 

24-Yahudi ve Hristiyanlara teşebbühün her türlüsünden uzak dururlar.[24]İnanç noktasında onlara benzemedikleri gibi sosyal hayatta da onları kendilerine örnek almazlar.

 

25-Allah’a imanda yaratma alanı ile emir alanını birbirinden kesinlikle ayırmazlar;[25] böyle bir ayırımın şirk olduğuna inanırlar.

 

[1] Bak: Mü’minun 22/1.

 

[2] Bak: Tevbe 9/23-24.

 

[3] Bak: Ahzab 33/36.

 

[4] Bak: Nahl 16/41.

 

[5] Bak: Maide 5/44.

 

[6] Bak: Tevbe 9/71.

 

[7] Bak: Hucurat 49/15.

 

[8] Bak: Âl-i İmran 3/104, 110.

 

[9] Bak: Bakara 2/2-4; Enfal 8/2-3.

 

[10] Bak: Hucurat 49/11-12

 

[11] Bak: Hud 11/113.

 

[12] Bak: İsra 17/32.

 

[13] Bak: İsra 17/23-24

 

[14] Bak: Furkan 24/67.

 

[15] Bak: En’am 6/68.

 

[16] Bak: En’am 6/151.

 

[17] Bak: En’am 6/152-153.

 

[18] Bak: Fetih 48/29.

 

[19] Bak: Fetih 48/29; Hucurat 49/10.

 

[20] Bak: Bakara 2/143.

 

[21] Bak: Ahzab 33/21.

 

[22] Bak: Nisa 4/59.

 

[23] Bak: Nisa 4/58.

 

[24] Bak:Maide5/51

 

[25] Bak:A’raf7/54

 

Mehmet SÜRMELİ

Diğer Yazıları
Akif CEMİL
Dr. Mehmet SÜRMELİ
Ercan HARMANCI
İktibas
Mehmet Nezir GÜL
Mehmet Şevket EYGİ
Muhammed ERİNÇ
Ömer Erdoğdu
HAVA DURUMU


NİĞDE