ESMAܒL HÜSNA

Mehmet Nezir GÜL

09-03-2017 21:28


Allah güzeldir.

Ve tüm güzellikler Rabb’imize aittir.

O’nun yaptığı her iş, söylediği her kelam, verdiği her emir güzeldir.

Gönderdiği, verdiği, yarattığı, sunduğu her şey güzeldir.

Ve tüm güzel isimler de O’nundur.

Nasıl ki her bir varlığın ismi varsa Yüce Rabb’imizin de isimleri vardır. Ve Rabb’imizin tüm isimleri de apayrı bir güzellikte ve anlamdadır.

Kur’an bunu kayıt altına alır: “En güzel isimler O’nundur (Allah’ındır).” 

Müminler sık sık O’nu anmalı, isimlerini zikretmelidir.

Bu isimlerle duada bulunmalıdırlar.

Kur’an ve hadislerde geçen isimlerle O’na yönelmelidirler.

“En güzel isimler (Esmaü’l Hüsna) Allah’ındır. O hâlde O’na o güzel isimlerle dua edin. O’nun isimleri hakkında eğri yola gidenleri bırakın. Onlar yapmakta olduklarının cezasına çarptırılacaklardır.”

Evet, Allah’ın güzel isimleri bilinmeli, manası kavranmalı, üzerinde düşünülmeli, o isimlerle duaya durulmalı, Allah’a ait olmayan isim, sıfat ve özellikler O’na verilmemelidir.

 

Bu İsimler Bizi Allah’a Götürür

Yüce Rabb’imizin bu güzel isimleri, bizi Rabb’imize yaklaştırır.

Onu daha iyi anlamamızı sağlar.

O’nun yüceliğini, güç ve kuvvetini daha doğru anlamamızı sağlar.

O’nun nitelikleri, vasıf ve özellikleri hakkında sahih bilgilere ulaştırır.

Bu yüzden, isimler bilinmeli ve Rabb’imize başka isimler de atfedilmemelidir.

 

Allah İsmi Özeldir

Yüce Rabb’imizin isimleri arasında elbette “Allah” isminin apayrı bir yeri ve önemi vardır.

Bu isim diğer isimlerin hepsinde var olan özellikleri içinde barındırır.

Bu isim, Kur’an’da 2800 kez geçmekte olup orijinal hâliyle okunmalı, bilinmeli ve kullanılmalıdır.

Allah ismi başka bir dile çevrilemez. Bu kelimenin ikil ve çoğul kullanımı olamaz. Başka bir varlık için de asla kullanılamaz. Yüce Rabb’imizin; Allah, Rahman, Samed gibi bazı isimleri hariç diğer isimleri, insanlar için kullanılabilir. Ancak bu ve diğer isimler kullanıldığı zaman da “kulu” anlamına gelen “Abd” kelimesinin eklenmesi gayet yerinde bir uygulama olur. Abdulkerim, Abdulcelil, Abdussamed gibi…

Aynı şekilde, bu ismin yerine başka bir isim de kullanılamaz.

Türkçedeki “Tanrı” kelimesi ancak “İlah” kelimesinin karşılığı olabilir. İlah yerine Tanrı kullanılabilir ancak Allah kelimesinin yerine bunun kullanılması pek şık ve doğru olmaz.

Yine Allah hakkında, Hıristiyanlık kültürünün etkisiyle “baba” ifadesini kullanmak, O’na ait kimi sıfatları görmezden gelmek, insanlara mal etmek de mümine yakışmayan hareketlerdendir.

 

İsm-i A’zam

Allah Teâlâ'nın en yüce ismi demektir.

İsmi A’zam, Rabb’imizin yüce isimleri içinde gizlenmiştir. Bunun da hikmeti, kullarının bütün Esma-i Hüsna’ya rağbetini sağlamak, kendisine bütün isimleriyle dua edilmesini sağlamaktır. İsm-i A’zam belli olsaydı, insanlar yalnızca o isimle dua ederler, diğer isimleri terk ederlerdi. Çünkü İsm-i A’zam’ın Allah katında büyük bir değeri vardır. Bu isimle yapılan duaların mutlaka kabul edildiği rivayet olunmuştur.

İsm-i Azam’ın hangisi olduğu konusunda İslam âlimleri arasında ihtilaf vardır. Hadislerden de hareketle şu isimlerin ve ifadelerin ism-i azam olması muhtemeldir: Allah, Huve (hu), La ilahe illa hu, Hayyül Kayyum, Rahman ve Rahim, Mennan, Bedî’u’s semâvâti ve’l ard, Zül celâli vel ikrâm, Ehad, Samed, Ellezî lem yelid velem yûled ve lem yekun lehu küfüven ahad.

En doğrusunu Allah bilir.

 

Esmaü’l Hüsna’yı Ezberlemek Ve Öğrenmek

Allah Resulü’nden (a.s.m.) gelen bazı hadislerde Allah’ın isimleri geçmektedir. Bu isimleri öğrenmenin, ezberlemenin, tekrar etmenin fazileti ile ilgili gelen hadisleri öğrenmede yarar vardır.

“Allah’ın 99 ismi vardır. Bu isimleri ezberleyen kimse cennete girer.”

“Allah’ın 99 ismi vardır. Bu isimleri sayan kişi cennete girer.” 

Bu hadisi şerifleri açıklayan âlimlerimiz iki nokta üzerinde durmuşlardır:

Birinci husus: Allah’ın ayet ve hadislerde geçen isimlerini öğrenmek çok faziletlidir, sevap getirici bir ibadettir. Bu teşvik edilmeli, insanlara öğretilmelidir.

İkinci husus: Peygamber Efendimiz’in (a.s.m.) hadislerinde geçen saymak ve ezberlemekten maksat, Allah’ın isimlerinin mana ve hikmetini kavramak, onun gereklerini yerine getirmek, amel etmektir.

Sadece bu isimleri ezberlemek kişiye elbette sevap kazandırır. Ancak Hâfiz derken, Allah’ın kendisini her türlü tehlike ve belalardan koruyacağını düşünmemesi çok yanlış, eksik ve tehlikeli olacaktır.

Herkesin gördüğü yerde iyilikler yapan ama kimsenin olmadığı yerde de her türlü günahı çekinmeden işleyen bir insan, O’nun, Basîr ismini okumamış, öğrenmemiş, hakiki manada inanmamış demektir.

 

Allah’ın Kaç İsmi Vardır?

Yukarıda kaydettiğimiz hadislerde 99 rakamı yer almaktadır. Ancak gerek Allah’ın isimlerinin yer aldığı diğer rivayetlerden gerekse Kur’an ayetlerinin içeriğinden hareketle âlimler, bu sayıyı yüzlerle ifade etmişlerdir.

Hadisteki 99 rakamının çokluktan kinaye olduğunu söyleyenler de bulunmaktadır.

Hadislerde geçen 99 isim şunlardır:

Allah, er-Rahmân, er-Rahîm, el-Melik, el-Kuddûs, es-Selam, el-Mü'min, el-Müheymin, el-Azîz, el-Cebbâr, el-Mütekebbir, el-Hâlık, el-Bâri', el-Musavvir, el-Gaffâr, el-Kahhâr, el-Vehhâb, er-Rezzâk, el-Fettâh, el-Alîm, el-Kâbıd, el-Bâsıt, el-Hâfıd, er-Râfi, el-Muiz, el-Müzill, el-Basîr, es-Semi', el-Hakem, el-Adl, el-Lâtîf, el-Habîr, el-Halîm, el-Azîm, el-Gafûr, eş-Şekûr, el-Aliyy, el-Kebîr, el-Hafîz, el-Mukît, el-Hasîb, el-Celîl, el-Kerîm, er-Rakîb, el-Mücîb, el-Vâsi', el-Hakîm, el-Vedûd, el-Mecîd, el-Bâis, eş-Şehîd, el-Hakk, el-Vekîl, el-Kaviyy, el-Metîn, el-Veliyy, el-Hamîd, el-Muhsî, el-Mübdî, el-Muîd, el-Muhyî, el-Mümît, el-Hayy, el-Kayyûm, el-Vâcid, el-Mâcid, el-Vâhid, es-Samed, el-Kâdir, el-Muktedir, el-Mukaddim, el-Muahhir, el-Evvel, el-Âhir, ez-Zâhir, el-Bâtın, el-Vâli, el-Müteâlî, el-Berr, et-Tevvâb, el-Müntakim, el-Afüvv, er-Raûf, Mâlikü'l-Mülk, Zü'l-Celâli ve'l-İkrâm, el-Muksit, el-Câmi', el-Ganiyy, el-Muğni, el-Mâni', ed-Dârr, en-Nâfi', en-Nûr, el-Hâdi, el-Bedî', el-Bâkî, el-Vâris, er-Reşîd, es-Sabûr.

Hadiste toplu olarak geçen bu isimlerin yanı sıra diğer rivayetlerden ve Kur’an-ı Kerim’de geçen bazı ayetlerden hareketle belirlenen Allah’ın isimlerini bazı kaynaklardan  özetleyerek ekleme ve çıkarma yaparak sunuyoruz:

***

ALLAH: Varlığı zorunlu olan ve bütün övgülere layık bulunan zatın özel ve en kapsamlı ismi. Yukarıda bu isimle ilgili gereken açıklama verildi.

er-RAHMÂN: Çok merhametli, şefkatli, bağışlayan.

Bu dünyada Mümin veya kâfir, canlı veya cansız, hiçbir ayırım yapmadan herkese rahmet eden, çok merhametli, pek müşfik olan Allah (c.c.). Bu isim de Allah ismi gibi herhangi bir varlık için kullanılamaz.

er-RAHÎM: Pek ziyade merhamet edici.

Bu dünyadaki sonsuz merhametin ardından, Rabb’inin rızası doğrultusunda hareket eden mümin kullarına, ahirette, hayır, cennet ve rahmet sunan Allah (c.c.).

el-MELİK: Görünen ve görünmeyen alemlerin sahibi.

Bütün yaratılmışların, mahlûkatın gerçek sahibi ve mutlak hükümdarı. Yarattığı her şey üzerinde emretme, dilediğini yapma imkânına sahip olan Allah (c.c.).

el-KUDDÛS: Her türlü eksiklikten münezzeh.

Tüm hata, çirkinlik, eksiklik, acizlik, gaflet ve ayıplardan uzak, hakkında bir kusur düşünülemeyen, güzellik, iyilik ve faziletlerle övülen Allah (c.c.).

es-SELAM: Esenlik ve güven veren.

Her çeşit arıza, eksiklik, acizlik, hastalık, ölüm ve benzer durumlardan salim olan, kullarına esenlik, güven veren, her türlü tehlikelerden kullarını selamete çıkaran, Cennet'teki bahtiyar kullarına selam eden Allah (c.c.).

el-MÜ'MİN: Güven veren, sözüne güvenilen.

Gönüllerde iman ışığı yakan, hidayet veren, uyandıran, onlara güven veren, kendine sığınanlara aman verip onları koruyan, rahatlandıran kalplerdeki şüpheleri gideren, kendine sığınanları koruyan, emniyetle rahatlatan Allah (c.c.).

el-MÜHEYMİN: Kâinatın bütün işlerini gözetip yöneten.

İnsanların bütün yaptığı işleri bilen, gözeten, koruyan, amellerini, rızıklarını, ecellerini muhafaza eden Allah (c.c.).

el-AZÎZ: Yenilmeyen, yegâne galip.

Üstün, güçlü, kuvvetli, şerefli, değerli, melik, mağlûp edilmesi mümkün olmayan Allah (c.c.).

el-CEBBÂR: İradesini her durumda yürüten, kırılanları onaran, eksikleri tamamlayan, dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olan.

Emir ve yasaklarını, hüküm ve kararlarını kullarına yaptırmaya güç yetiren, hâllerini düzelten, azgın ve zalimleri kahreden, kâinatın her noktasında ve her şey üzerinde dilediğini yaptırmaya muktedir olan Allah (c.c.).

el-MÜTEKEBBİR: Azamet ve yüceliğini her durumda ortaya koyan.

Her şeyde ve her hadisede büyüklüğünü gösteren, ihtiyaç ve noksanlık gerektiren her şeyden uzak, pek yüce ve ulu, büyüklenmenin ancak kendisine mahsus olduğu Allah (c.c.).

el-HÂLIK: Yaratan.

Her şeyin varlığını, görüp geçireceği hâlleri, tüm olayları tayin ve tespit eden ve ona göre yaratan, yoktan var eden, bir şeyin nasıl olacağını belirleyip takdir eden, oluşturan Allah (c.c.).

el-BÂRİ': Bir modeli olmadan yaratan.

Hiç bir örneği, numunesi olmadan, eşyayı ve her şeyi birbirine uygun bir hâlde yaratan Allah (c.c.).

el-MUSAVVİR: Şekil ve özellik veren.

Tasvir eden, yaratıklarına bir şekil ve özellik veren, varlıkları, ana hatlarıyla benzese de gerçekte birbirinden farklı olarak yaratan Allah (c.c.).

el-ĞAFFÂR: Daima affeden.

Çok affeden, çok bağışlayan, günahı ne kadar çok olursa olsun yine de insanları dilerse bağışlayan Allah (c.c.).

el-KAHHÂR: Yenilmeyen yegane galip.

Asla yenilmeyen, her şeye, her istediğini yapacak şekilde galip ve hâkim olan, zalimleri hor ve hakir kılarak helak edebilecek güçte galip olan, nice azıp sapmış toplum ve milletleri mahv ve perişan eden Allah (c.c.).

el-VEHHÂB: Karşılıksız bolca veren.

Karşılıksız çok nimet veren, ikram ve iyilikte devamlı, ihsan ve rahmeti bütün kulları kapsayan, çeşit çeşit nimetleri devamlı bağışlayıp duran, “Her zaman, her yerde ve her şeyi çok çok ve bol bol veren ve bunun için karşılık beklemeyen” Allah (c.c.).

er-REZZÂK: Beden ve ruhların gıdasını, rızkını veren.

Yarattıklarına, yiyecek, içecek, giyecek, geçim vasıtası olan para vs. maddî rızık, ruhun gıdası olan iman, güzel duygular ve sevgi gibi manevî rızıkları veren Allah (c.c.).

el-FETTÂH: İyilik ve rahmet kapılarını açan.

En adil hükmü vererek tüm iyilik ve rahmet kapılarını açan, sıkıntıları gideren, kalpten tasa ve kederi gideren, insana ferahlık veren Allah (c.c.).

el-ALÎM: Her şeyi çok iyi bilen.

Tüm varlıkların içini, dışını, inceliğini, açıklığını, önünü, sonunu, başlangıcını, bitimini, gizli açık, her şeyi çok iyi bilen, olmuşları bildiği gibi, olacakları da bilen Allah (c.c.).

el-KÂBID: Rızkı tutan, canlıların ruhunu alan.

Dilediğine rızkı daraltan, azaltan, ölüm vakti gelenlerin de ruhunu kabzeden, alan Allah (c.c.).

el-BÂSIT: Rızkı açan, genişleten, ruhları bedenlerine yayan.

Dilediğine rızkı bol bol veren, evlat, makam, gönül ferahlığı veren Allah (c.c.).

el-HÂFID: Yükseklerden aşağıya indiren, alçaltan.

Şan, şeref ve itibar yönünden kâfirleri alçaltan, değersizleştiren, cezalandıran Allah (c.c.).

er-RÂFİ': Yukarı kaldıran, yükselten.

Kullarından peygamberlerin, salih ve mümin olanların itibar, şan ve şereflerini artıran, göğü yükselten Allah (c.c.).

el-MU'İZZ: İzzet veren, yücelten.

İzzet, şeref, onur, güç, kuvvet, itibar verip aziz yapan Allah (c.c.).

el-MÜZİLL: Zillete düşüren, hor ve hakîr kılan.

Zorba ve zalimleri boyun eğdiren, zelil eden, alçaltan Allah (c.c.). 

es-SEMİ': Her şeyi iyi işiten.

Yerin altında, üstünde, canlı cansız tüm varlıkların, kendi hâlleriyle çıkardığı sesleri, sınır ve araç olmadan işiten Allah (c.c.).

el-BASÎR: Her şeyi hakkıyla gören.

Tüm varlıkların, gizli açık yaptıklarını, gece-gündüz, yakın-uzak, büyük-küçük ayırımı olmaksızın, vasıtasız olarak gören Allah (c.c.).

el-HAKEM: Son hükmü veren, hakkı yerine getiren.

Her şeyin hükmünü veren, hükmü olmadan hiçbir olayın meydana gelmediği, en yüce hâkim olan Allah (c.c.).

el-ADL: Tam adaletli.

Adil, insaflı, her şeyi yerli yerinde yapan, her şeyi hak ve doğru olarak yapan ve kimseye zulmetmeyen Allah (c.c.).

el-LÂTÎF: İşlerin bütün inceliklerini bilen, lütfeden.

Yaratıklara karşı yumuşak davranan, çok merhametli, lütufkâr davranan, ihsan sahibi, her şeyin en ince detayını, sırlarını en iyi bilen, işleri çok hassas düzenleyen, gözle görülmeyen Allah (c.c.).

el-HABÎR: Her şeyin iç yüzünden, gizli taraflarından haberdar olan.

Her şeyden haberdar olan, küçüğünden büyüğüne, gizli açık her şeyi bilen, haber veren Allah (c.c.).

el-HALÎM: Yumuşak davranan, hemen cezalandırmayan.

Çok sakin, hemen öfkelenmeyen, kızmayan, heyecanlanmayan, acele etmeyen, teenni ile hareket eden, suçluların cezasını vermeye gücü yettiği hâlde bunu hemen yapmayan Allah (c.c.).

el-AZÎM: Tüm yüceliklerin, büyüklüğün sahibi.

Zat, sıfat, isim ve fiilleriyle, yerde ve gökte, bütün varlıklar içinde pek yüce, üstün, ulu olan Allah (c.c.).

el-ĞAFÛR: Mağfiret sahibi, günahları bağışlayan.

Bir kulun kusuru ne kadar büyük ve çok olursa olsun, onları örten, çok affeden, bağışlayan Allah (c.c.). Allah, kusurları insanların gözünden gizlediği gibi, melekût âleminden de gizler.

eş-ŞEKÛR: Az iyiliğe çok mükafat veren.

Kendi rızası için yapılan iyi işleri, daha fazlasıyla karşılayan, ibadet eden kullarının, az ibadetleri karşılığında çok büyük dereceler veren, bolca veren, az veya çok her ibadeti ödüllendiren Allah (c.c.).

el-ALİYY: İzzet, şeref, hükümranlık bakımından en yüce.

Kendisinden daha üstün bir varlık düşünülemeyen, şanı, şerefi, izzet ve kudreti yüce olan Allah (c.c.).

el-KEBÎR: Kendisinden daha büyüğü düşünülemeyen.

Zatı, isim ve sıfatları, şan ve şerefi, kıymet, değer ve izzeti pek yüce, ulu ve büyük olan Allah (c.c.).

el-HAFÎZ: Varlıkları yok olmaktan koruyan, gözeten.

Tüm mahlûkatı bela ve sıkıntılardan saklayan, zararlı ve tehlikeli durumlara düşmekten muhafaza eden Allah (c.c.).

el-MUKÎT: Yaratılmışların azığını ve gıdasını tayin eden, onları veren.

Rezzak, rızık veren, her şeye gücü yeten, yapılanları bilen, koruyan ve mükâfat veren Allah (c.c.).

el-HASÎB: Kullarını hesaba çeken.

Herkesin yaşamı boyunca yaptıklarını, bütün ayrıntılarıyla en iyi bilen, insanlara yeten, onların yaptıklarını koruyup hesaba çeken, her ihtiyacı için kâfi gelen Allah (c.c.).

el-CELÎL: Azamet, ululuk ve heybet sahibi.

Zat ve sıfatlarıyla büyük, ulu, kudretli, yüce, azamet ve Kibriya sahibi olan Allah (c.c.).

el-KERÎM: Keremi, lütuf ve ihsanı bol.

Değerli, şerefli, çok nimet veren, ikram ve ihsanı bol olan Allah (c.c.).

er-RAKÎB: Tüm varlıkları gözetleyip kontrol eden.

İnsanların hâllerini, söz ve davranışlarını bilen, haber alan, murakabe edip koruyan, gözcü, bütün işlerini kontrol altında bulunduran Allah (c.c.).

el-MÜCÎB: Kendine dua edenlerin isteklerini işitip cevap veren.

Duaları, istek ve dilekleri kabul eden, kullarına icabet eden, ihtiyaçları karşılayan, sıkıntıları gideren Allah (c.c.).

Allah kullarının dualarına icabet eder. Yani karşılık, cevap verir. O kulun isteğinin, anında kabul edileceği anlamı çıkarılmamalıdır. Allah, anında, daha sonra veya ahirette, kulun isteğini cevaplandırır.

el-VÂSİ': İlmi ve merhameti her şeyi kuşatan.

İlmi, rahmeti, kudreti, af ve mağfireti geniş, güçlü, kuvvetli, ilim ve merhameti her şeyi kuşatan, ikram ve ihsanı bol olan Allah (c.c.).

el-HAKÎM: Hikmet sahibi.

Her işi, emir ve yasağı yerli yerinde, sonsuz fayda ve maslahatları olan, faydasız, boş ve tesadüfî bir işi olmayan Allah (c.c.).

el-VEDÛD: İyi kullarını seven ve sevilmeye layık olan.

Mümin kullarını çok seven, onları rahmet ve rızasına erdiren, sevilmeye ve dostluğu kazanılmaya biricik layık olan Allah (c.c.).

el-MECÎD: Şan ve şeref sahibi.

Şerefli, itibarlı, güzel olan, her türlü övgüye layık bulunan, azamet ve kudretinden dolayı yaklaşılamaz olan, yüksek huylarından, güzel işlerinden dolayı övülüp sevilen Allah (c.c.).

el-BÂİS: Ölümden sonra dirilten.

Ölüleri diriltip kaldıran; gönüllerde saklı olanları meydana çıkaran, kıyamet kopunca ölüleri dirilten, mahşer yerine sevk eden, uyarıcı ve müjdeci olarak peygamber gönderen, kıyamette şahitler getiren Allah (c.c.).

eş-ŞEHÎD: Her şeyi gözlemiş olan ve bilen.

Her zamanda olayların arka planını bilen ve her yerde hazır ve nazır olan, her şeye muttali olan, gören, bilen, haberdar olan, hiçbir şey kendisinden gizlenemeyen, bütün sırlara vakıf olan, her şeyi murakabe eden Allah (c.c.).

el-HAKK: Varlığı hiç değişmeden duran, sabit olan.

Varlığı, ilah ve rab oluşu hak olan, hakkı izhar eden, ortaya çıkaran, mülk sahibi, yok olmayan, değişikliği kabul etmeyen, varlığında şüphe bulunmayan Allah (c.c.).

el-VEKÎL: Güvenilip dayanılan, işleri en güzel şekilde neticelendiren.

Güvenilen, koruyucu, yardım eden, koruyup gözeten, işlerin hepsini tedvir, tedbir ve idare eden Allah (c.c.).

el-KAVİYY: Çok kuvvetli.

Her şeye güç yetiren, güçlü, kuvvetli, kudretli Allah (c.c.).

el-METÎN: Çok sağlam, kuvvetli.

Çok kuvvetli, dayanıklı, acizliği, gevşekliği, zafiyeti olmayan, tükenmez ve sınırsız bir kudrete sahip olan Allah (c.c.).

el-VELİYY: İyi kullarına dost olan, yardım eden.

Ebedi dost, seven, görüp gözeten, yardım eden, müminlerin sıkıntılarını, darlıklarını kaldıran, ferahlık veren, iyi işlere muvaffak kılan, her çeşit karanlıklardan kurtarıp nurlara çıkaran Allah (c.c.).

el-HAMÎD: Övülmeye layık, hamd edilen.

Ancak kendisine hamd ve sena olunan, methedilen, çokça övülen ve sonsuz övgüye yegâne layık olan, tüm varlıklarca, kendi lisanı hâlleriyle tazim ve teşekkür edilen Allah (c.c.).

el-MUHSÎ: Her şeyi tek tek ve ayrıntılarıyla bilen.

İnsanların bütün yaptıklarını, olup biten her şeyi bilen ve koruyan, ilmiyle her şeyin miktarını bilip eksiksiz tastamam sayabilen Allah (c.c.).

el-MÜBDİ' (el-BÂDİ’): İlk baştan yaratan.

Tüm varlıkları maddesiz ve örneksiz olarak bir benzeri olmadan ilk defa yaratan Allah (c.c.).

el-MUÎD: Varlıkları yok ettikten sonra tekrar yaratan.

Ölümlerinden, yok edildikten sonra varlıklardan dilediğini tekrar diriltecek ve hayatlarını iade edecek olan Allah (c.c.).

el-MUHYÎ: Hayat veren, can bağışlayan, sağlık veren.

Canlı cansız tüm varlıklara hayat veren, can veren, onları yaşatan, öldükten sonra dirilten Allah (c.c.).

el-MÜMÎT: Canlı bir mahlûkun ölümünü yaratan.

Yarattığı her canlıya belirli bir ömür takdir eden ve bunun sonucu olarak hayatlarına son veren, canlarını alan Allah (c.c.).

el-HAYY: Ebedi hayatla diri olan.

Yaşayan, diri, canlı, ölümsüz, ezeli ve ebedi olan zevali ve ölümü olmayan Allah (c.c.).

el-KAYYÛM: Gökleri, yeri, her şeyi ayakta tutan.

Zatı ile kaim olan, ezeli ve ebedi, her şeyin varlığı kendisine bağlı, uykusu ve uyuklaması olmayan, varlıkları yöneten, koruyan, ihtiyaçlarını üstlenen Allah (c.c.).

el-VÂCİD: Dilediğini, dilediği vakit bulan.

Zengin, hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şeyin sahibi, her şeye güç yeten, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, istediğini, istediği vakit bulan Allah (c.c.).

el-MÂCİD: Kadir ve kıymeti büyük.

Şan ve şerefi büyük, kerem ve lütfü, hayır ve ihsanı bol olan Allah (c.c.).

el-VÂHİD: Tek ve ortağı olmayan.

Zat, isim ve sıfat, iş ve hükümlerinde asla eşi, benzeri ve ortağı bulunmayan, bölünüp parçalara ayrılmaması ve benzerinin bulunmaması anlamında tek olan Allah (c.c.).

es-SAMED: Herkesin kendisine muhtaç olduğu, ama kendisinin kimseye muhtaç olmadığı zat.

İhtiyaçların görülmesi, sıkıntıların giderilmesi için kendisine yönelinen, tüm dilek ve isteklerin mercii, hiçbir eksiği, kusuru, ihtiyacı olmayan, ulu, şanlı, güvenilir Allah (c.c.).

el-KÂDİR: Her şeye gücü yeten, kudretli.

İstediğini, istediği gibi yapmaya gücü yeten, güçlü, kuvvetli, kâinattaki tüm dengeleri ve düzeni sağlayan gücün sahibi olan Allah (c.c.).

el-MUKTEDİR: Kuvvet ve kudret sahipleri üzerinde istediği gibi tasarruf eden.

Güçlü, kuvvetli, istediğini, dilediği gibi yapan, varlıklar üzerinde sınırsız bir hakka, güce sahip olan, bunun için kimseye hesap vermek zorunda olmayan Allah (c.c.).

el-MUKADDİM: İstediğini ileri geçiren, öne alan.

Yaratmasında insanları ve diğer varlıkları derece derece yapan, din ve dünya nimetleri açısından kimini diğerinden öne çıkaran Allah (c.c.).

el-MUAHHİR: İstediğini geri koyan, arkaya bırakan.

İstediğini ileri, istediğini geri aldığı gibi, bazen da kullarının girişimlerini, onların beklentilerini hemen karşılamayıp erteleyen, geriye bırakan Allah (c.c.).

el-EVVEL: Varlığının başlangıcı olmayan.

Öncesi olmayan, yaratılmamış, ezeli ve kadim tek varlık olan Allah (c.c.).

el-ÂHİR: Varlığının sonu olmayan.

Varlığı sonsuz olan, ölümsüz, ebedi, baki olan Allah (c.c.).

ez-ZÂHİR: Âşikâr olan, kesin delillerle bilinen.

Varlığı her şeyden aşikâr olan, her şeye galip gelen, her şeyden yüce olan Allah (c.c.). Gördüğümüz her manzara, işittiğimiz her nağme, elimizin tuttuğu, dilimizin tattığı her şey, O'nun varlığına, birliğine götürür.

el-BÂTIN: Gizli olan; duyu organları ile idrâk edilemeyen.

Zatının görülmesi ve mahiyetinin bilinmesi açısından gizli olan, mahiyeti akıl ile idrak olunamayan, nasıl olduğu tahayyül edilemeyen, her şeyin iç yüzünü, sırlarını bilen Allah (c.c.).

el-VÂLÎ: Mahlûkatın işlerini yoluna koyup yöneten.

Koruyup gözeten, yardım eden, işleri deruhte eden, kâinatı ve tek tek olayları tek başına tedbir ve idare eden Allah (c.c.).

el-MÜTEÂL: Pek yüce ve ulu.

Aşkın, eksik ve noksanlıklardan berî, insan aklının kavrayabileceği her türlü hâl, tavır ve anlayıştan çok yüce ve tüm noksanlık, acizlik, kusur ve hatalardan münezzeh olan Allah (c.c.).

el-BERR: Kulları hakkında kolaylık isteyen; iyilik ve bahşişi çok olan.

İyilik eden, çok lütufkâr, çok merhametli ve şefkatli, kulları için daima kolaylık ve rahatlık isteyip zorluk istemeyen, iyiliklere kat kat mükâfat veren Allah (c.c.).

et-TEVVÂB: Tövbeleri kabul edip günahları bağışlayan.

Kullarından, işlediği günah sonrası pişmanlık duyup tövbe edenlerin tövbelerini çokça kabul eden Allah (c.c.).

el-MÜNTEKÎM: Suçluları, adaleti ile layık oldukları cezaya çarptıran.

İsyankârların belini kıran, canilerin hakkından gelen, taşkınlık yapan azgınlara hadlerini bildiren, haksızlık yapanlardan intikamı alan Allah (c.c.).

el-AFÜVV: Çok affedici…

Günahları silen, affı çok olan, çok bağışlayıcı, günahları kökünden kazıyan Allah (c.c.).

er-RAÛF: Çok şefkat ve merhamet sahibi.

Hiçbir ölçüye sığmayacak derecede inayet, kerem sahibi ve şefkati hiçbir ölçüye ifadeye sığmayacak kadar geniş ve büyük olan Allah (c.c.).

MÂLİKÜ'L-MÜLK: Kâinat mülkünün sahibi.

Mülkün hem sahibi hem hükümdarı, onda dilediği gibi tasarruf eden, hiçbir kimsenin bu tasarrufuna itiraz ve tenkide hakkı olmayan, dilediğine veren, dilediğinden alan, hiçbir ortağa ve yardımcıya ihtiyacı olmayan Allah (c.c.).

ZÜ'L-CELÂLİ ve'l-İKRAM: Hem büyüklük hem de kerem sahibi.

Büyüklük, kemâlât adına ne varsa sınırsız nimetler olarak neler sunulmuşsa hepsine sahip olan ve kullarına veren Allah (c.c.).

el-MUKSİT: Adil olan, hakla hükmeden.

Bütün işlerini denk, birbirine uygun ve yerli yerinde yapan, mazlumlara yardım eden, üstün bir adalet sahibi, olan Allah (c.c.).

el-CÂMİ': İstediğini, dilediği zaman, istediği yerde toplayan.

Kıyamette hesaba çekmek için insanları bir araya getirip toplayan, cem eden, düzenleyen, birbirine benzeyen, benzemeyen ve zıt olan şeyleri bir araya getirip tutan Allah (c.c.).

el-GANİYY: Çok zengin ve her şeyden müstağnî.

Hiçbir şeye ve hiçbir kimseye muhtaç olmayan, zengin, her şey yanında mevcut olan Allah (c.c.).

el-MUĞNÎ: İstediğini zengin eden.

İnsanlara mal mülk veren, dilediğini zengin yapan, cömert ve nimet sahibi olan Allah (c.c.).

el-MÂNİ': Dilemediği bir şeyin meydana gelmesine müsaade etmeyen.

Kullarının bazı isteklerinin gerçekleşmesine izin vermeyen, mâni olan, onların başına gelecek felaket ve musibetleri önleyen, geri çeviren Allah (c.c.).

ed-DÂRR: Elem ve zarar verici şeyleri yaratan.

Kullarının başına isabet eden bazı zararları, bir hikmet ve sır üzere yaratan, asileri, zarar vererek cezalandıran Allah (c.c.).

en-NÂFİ': Hayır ve menfaat verici şeyleri yaratan.

Yararlı ve faydalı şeyleri, menfaatleri, hayır ve şerleri yaratan Allah (c.c.).

en-NUR: Nurlandıran, nur kaynağı.

Âlemleri nurlandıran; istediği simalara, zihinlere ve gönüllere nur yağdıran, aydınlatan, ışık veren Allah (c.c.).

el-HÂDÎ: Hidayeti yaratan.

İnsanlara hidayet veren, doğru yolu gösteren, kullarını hayırlı ve kârlı yollara muvaffak kılan, muradına erdiren Allah (c.c.).

el-BEDÎ': Örneksiz, misalsiz, hayret verici âlemler yaratan.

Zatında, sıfatında, fiillerinde, emsali görülmemiş olan, bir şeyin numunesi olmadan sanatkârane yaratan, var eden Allah (c.c.).

el-BÂKÎ: Varlığının sonu olmayan.

Sonlu ve ölümlü olmayan, varlığı sürekli, ölümsüz olan Allah (c.c.).

el-VÂRİS: Servetlerin hakikî sahibi.

Bu mülkün gerçek sahibi, mirasçısı olan Allah (c.c.).

er-REŞÎD: Her işi isabetli ve doğru yolu gösteren.

Her şeyi yerli yerine koyan, en doğru şekilde nizama sokan, doğru ve selamet yolu gösteren, hiçbir işi boş ve faydasız olmayan, hiçbir tedbirinde yanılmayan, hiçbir takdirinde hikmetsizlik bulunmayan, bütün işleri isabetli, irşat edici olan Allah (c.c.).

es-SABÛR: Çok sabırlı.

Vakti gelmeden yapmak için acele etmeyen, yapacağı işlere bir zaman koyan, her bir şeyi, hangi zamanda yapılması gerektiğini bilen ve bunu sabırla gerçekleştiren Allah (c.c.).

Diğer Yazıları
Akif CEMİL
Ercan HARMANCI
İktibas
Mehmet Nezir GÜL
Mehmet Şevket EYGİ
Muhammed ERİNÇ
Ömer Erdoğdu
HAVA DURUMU


NİĞDE