ESMAܒN-NEBİ NEDİR?

Mehmet Nezir GÜL

27-02-2017 11:10


a) Esma

Etrafımızdaki her bir nesnenin, canlı cansız varlığın bir ismi vardır. Allah-u Teala Hz. Âdem’i yarattıktan sonra ona, eşyaların, çevresindeki varlıkların isimlerini ve insana has bir eylem olarak konuşmayı öğretmiştir.[1] O günden itibaren insanlar konuşmuş, eşyaya, insanlara ve hatta hayvanlara bile sayısız isim vermiştir.

Bizler birbirimizi isimlerimizle, bazen de sıfat ve unvanlarımızla çağırırız.

İsimlerimizin olduğu veya anıldığı yerlere kulak kabartırız.

Bir metinde ismimiz varsa daha ilgili oluruz. Dikkatimizi ister istemez oraya yoğunlaştırırız.

Bizimle aynı ismi paylaşan birinin yaptığı güzel bir hareketten kendimize bir pay çıkarırız. Bazen de tersine, bizimle aynı adı taşıyan birinden dolayı, âdeta gizli bir utanç ve suçluluk duyarız.

Güzel ve anlamlı bir isme sahip biriyle karşılaşınca ismi bizde olumlu bir etki bırakır. Anlamı bozuk, yanlış veya anlamsız bir isimle karşılaştığımızda ister istemez bundan olumsuz etkileniriz.

Evet, isimler her halükarda, bir şekilde bizi etkilemektedir.

Kur’an-ı Kerim, en güzel isimlerin Allah’a ait olduğunu[2] belirtmektedir.

En güzel isimler O’nundur.

Rabb’imizi daha iyi ve doğru bir şekilde tanımamızı sağlayan, gerçek tevhit anlayışına sevk eden bu isimlerin yanı sıra Peygamber Efendimiz’in (a.s.m.) de çok sayıda ismi vardır.

 

b) Esmaü’n-Nebi

Peygamber Efendimiz’in (a.s.m.) mübarek isimleri demektir.

Hz Peygamber’in, Kur’an’da, diğer mukaddes kitaplarda ve hadislerde geçen, ashabın onun için kullandığı, dinî ve edebî eserlerde onu vasfetmek için zikredilmiş, derlenmiş isim ve sıfatlarına verilen bir genel kavramdır.[3]

Allah Resulü’nün (a.s.m.) mübarek isimleri genelde övgü anlamı taşımaktadır. Onda var olan, onu metheden ve olgunluğunu ifade eden bir takım sıfatlardan oluşmaktadır.

“Klasik Türk edebiyatında Cenab-ı Hakk’ın isimlerini konu edinen Esmaü’l-Hüsna yanında, Hz. Peygamber’in dinî kültürümüzde yer alan isimlerinin manzum veya mensur müstakil eserler hâlinde toplanılması da bir gelenektir. Esmaü’n-Nebi türünden bu eserlerde; Hz. Muhammed’in (a.s.m.) Kuran-ı Kerim’de, hadislerde, diğer semavî kitaplarda anılan isimleri ile dinî kültürde ona verilen adlar ve künyeleri bir araya getirilir. Bu isimlerde; Hz. Peygamber’in üstünlükleri, hidayeti, rahmeti, şefaati, Cenab-ı Hakk’ın huzurundaki özel yeri, her yönden seçkinliği, ümmetinin gözündeki değeri ve ona duyulan sevgi ve hürmet dile getirilir. Hz. Peygamber’in methine mahsus bir tür olan naatlarda bu isimlere yer verilirken, şairler bu adları şairane benzetmeler veya hüsn-i ta’lillerle ele alırlar ve bazı adlarındaki harflerden yola çıkarak ilginç tespitlerde bulunurlar.”[4]

İbn-i Kayyım, Hz. Muhammed’in (a.s.m.) isimlerini iki bölümde değerlendirir:

Birincisi, sadece ona has olup başka peygamberlerin kendisine ortak olmadığı, kullanmadığı isimler. Muhammed, Ahmed, Mâhî, Hâşir, Âkib gibi. Bu isimleri Peygamber Efendimiz’den (a.s.m.) önce hiçbir peygamber kullanmamıştır. Sadece kendine has olan isimlerdir.

İkincisi ise; anlamlarında başka peygamberlerin de ortak olduğu ancak Resulullah’da (a.s.m.) kemal olarak bulunan isimler. Ona has olan kısmı aslı değil, kemal derecesidir. Resulullah, Nebiyyullah, Abdullah, Şâhid, Beşir, Nezir, Nebiyyur Rahme, Nebiyyut Tevbe… gibi.[5]

İbn-i Kayyım’ın bu tasnifine iki bölüm daha ilave etmemiz gerekiyor.

1. Asıl itibariyle, Yüce Rabb’imize ait sıfatlardan olduğu hâlde, özellikle Kur’an’da, Peygamber Efendimiz için de kullanılan isimler. Allah’a ait isimlerin Peygamber Efendimiz’e (a.s.m.) de verilmiş olması, onun şan ve şerefinin yüceliğine işaret eder. Buna örnek olarak şu isimleri verebiliriz: Rauf, Rahîm, Hak, Nur… gibi.

2. Bu grup ise gerek dini ve edebî eserlerde, gerekse farklı İslam toplumlarında değişik zamanlarda kullanılan isimlerdir. İmamü’l Müttekîn, Resulü’s Sakaleyn, Miftâhü’l Cenneh… gibi.

 

c) Peygamber Efendimiz’in (a.s.m.) Kaç İsmi Vardır?

Allah Resulü’nün (a.s.m.) hayatını, şemailini anlatan eserlerde Hz. Peygamber’in isimleriyle ilgili bölümler yer almaktadır. Bu bölümlere baktığımız zaman farklı sayıda isimler görmekteyiz. Bununla ilgili oluşturulan listeler yüzlerce isim/sıfattan oluşmaktadır.

Kimi âlimler Allah’ın Esmaü'l Hüsna’sı adedince ismi olduğunu ifade etmişlerdir.[6]

Ebubekir İbnu’l Arabî, Resulullah’ın bin ismi olduğunu söyler.[7]

“Allah Resulü’nün (a.s.m.) çok isminin olması, onun zatı şerefine delalet eder. Hz. Muhammed’in çokça isminin olması ümmeti için de bir övünç vesilesidir.”[8]

Peygamber Efendimiz’in (a.s.m.) mübarek bazı isimlerini zikrettiği hadislerde, Muhammed, Ahmet, Mahi, Haşir, Akip Melahim, Nebiyyü’t Tevbe, Nebiyyü’r Rahmeh, Seyyidü’ Beni Âdem gibi isimler geçmektedir.

Hadislerde geçen bu isimler, Allah Resulü’nün (a.s.m.) sadece kendisine ait olan isimlerdir. Diğerleri ise başka peygamberler için de kısmen kullanılabilecek isimlerdir. Hz. Muhammed’in isimlerinin sadece bunlardan oluştuğunu iddia etmek gayet yanlış olur. Bunları Efendimiz’in zikrettiği isimler olarak görmek gerekir.[9]

Özetle belirtecek olursak, Allah Resulü’nün (a.s.m.) sadece kendisine ait olan isimleri vardır.

Daha önceki peygamberler için de kullanılan ancak Peygamber Efendimiz’de zirvesini gördüğümüz isim/sıfatları vardır.

Âlimlerimizin Kur’an ve sünnette yer alan bilgilerden hareketle, eserlerinde zikrettiği, kaydettiği, belirlediği isimler vardır.

 

d) Peygamber Efendimiz’in İsimlerini Bilmek

Kâinatın en üstün varlığı Hz. Muhammed’dir.

Ve o mübarek insan bizim sevgili peygamberimizdir. Biz Müslümanlar; Allah’tan sonra en çok onu severiz. Onu sevmek de elbette tanımakla başlar. Tanımanın yolu da öncelikle isim ve sıfatları öğrenmekle olur.

Bir insan hakkında tanıtıcı bir bilgi verileceği zaman isminden başlanır, özelliklerinden, sıfatlarından bahsedilmeye devam edilir. Bir şahsın isim ve sıfatlarını bilmek, onu daha iyi ve yakından tanımaya, sevmeye veya nefret etmeye vesile kılınır.

Allah Resulü’nün isimlerini bilen ve öğrenen, onu daha çok sever.

Muhammed, Ahmet, Mahmut… olduğunu öğrenen, Allah ve insanlar katında ne kadar üstün bir şahsiyet olduğunu anlar.

Mustafa olduğunu öğrenen, ne kadar seçkin bir kişi olduğunu anlar.

Resulüs sakaleyn olduğunu öğrenen, sadece insanlara değil, cinlere bile peygamber olarak gönderildiğini anlar.

Kerim olduğunu öğrenen, ne kadar asil, cömert ve kerem sahibi olduğunu anlar.

Rauf ve Rahim olduğunu öğrenen, ne kadar rahmet ve merhamet sahibi olduğunu öğrenir.

Peygamberimizin; Allah’ın en sade bir kulu olduğunu Abdullah ismiyle öğrenirken, bütün peygamberlerin efendisi olduğunu Seyyidül Mürselin’le öğrenir.

Onun cennet yanını Beşir, cehennem yanını Nezir ismiyle görür.

Küfür karanlığını delen bir Yıldız, gecemizi aydınlatan bir Dolunay, içimizi dolduran bir Nur, dini anlatan bir Mübelliğ, düven duyulan bir Emin insan, İnsanları Hakka davet eden bir Dâi, Hakkın sağlam bir delili, tevbe ve sabır peygamberi olduğunu hep bu isimleriyle öğrenir.

Diğer isimleriyle birlikte öğrendikçe onu daha çok sever, anlar ve hayatını örnek alır.

Bu yüzden Allah Resulü’nün hayatının yanı sıra isimlerini kavramak da üzerimize düşen bir görevdir.

Ona sonsuz salât ve selam olsun.

 

e) İsimle Müsemma ve Fiil Arasında Kurulan Bağ

Peygamberlerin sahip oldukları isimler, bizleri, aslında onlarda var olan sıfat ve fiillere götürmekte, çağrışım yapmaktadır. Aynı zamanda hem peygamberlerin hem de sade insanların yapmış oldukları davranışlarda, ortaya koydukları sanat eserlerinde bizi Rabb’imize, Esma-ı ilahîye götüren bir boyut vardır.

Kişilerin hayatın akışı içinde sergilemiş olduğu hareketler, fiiller, kesinlikle bir faili çağrıştırır. O failler, kendilerinde var olan bir sıfat ve özelliğe, o özellikler bir yetenek ve kabiliyete, kabiliyetler üstün bir ruh ve şahsiyetin varlığına delalet eder.

Konumuzla alakalı olarak değerlendirdiğimiz zaman, Peygamber Efendimiz’in sahip olduğu isimler, Onun üstün özelliğine, sıfatlarına, ahlakına, kabiliyetine delalet eder. Resulullah’ın yapmış olduğu tüm harikulâde hareketler de bizi, en yüce varlığa, Hâlık-ı Zülcelale götürür.

Bu konuya işaret eden Bediüzzaman, Sözler’de şu ifadelere yer verir: “Mükemmel, muntazam, sanatlı, saray gibi bir eser, bilbedâhe muntazam bir fiile delalet eder. Yani bir bina bir dülgerliğe delalet eder. Ve mükemmel bir fiil, bizzarure mükemmel bir faile ve mahir bir ustaya, bir dülgere delalet eder. Ve mükemmel usta, mükemmel dülger ünvanları, mükemmel bir sıfata, yani sanat melekesine delalet eder. Ve mükemmel sıfat ve o mükemmel meleke-i sanat, bilbedâhe mükemmel bir istidatın vücuduna delalet eder. Ve mükemmel bir istidat ise âli bir ruh ve yüksek bir zatın vücuduna delalet eder. Öyle de kâinatı dolduran müteceddit eserler, derece-i kemalde bulunan ef’ali gösteriyor. Ve şu nihayet derecedeki intizam ve hikmet dairesindeki ef’al, unvan ve isimleri mükemmel olan faili gösteriyor…

İşte bütün âlemdeki asar-ı sanat ve bütün mahlûkat, her biri birer eser-i mükemmel olduğundan, her biri bir fiile ve fiil ise isme; isim ise vasfa, vasıf ise şe’ne, şe’n ise zata şehadet ettikleri için; masnuat adedince bir tek Sâni-i Zülcelal’in vücûb-u vücuduna şehadet ve Ehadiyyetine işaret ettikleri gibi; hey’et-i mecmuası ile silsile-i mahlûkat kadar kuvvetli bir tarzda bir mi’rac-ı mâfifettir. Hiçbir cihette şüphe girmeyen müteselsil bir burhan-ı hakikattır.”[10]

 

[1] Bakara Suresi, 2:31.

[2] A’raf  Suresi, 7:180.

[3] Mustafa Uzun, Türk Edebiyatında Hz. Muhammed, TDV İslam Ansiklopedisi, 3:458.

[4] Prof. Dr. Emine Yeniterzi, Edebiyatımızda Hz. Peygamber’in İsimleri Ve Harflere Dair.

[5] İbn-i Kayyım, Zadü’l Mead, 1:83-84.

[6] İbrahim Canan, Kutubi Sitte, c.15, s. 345; Peygamber Efendimizin isimleri ile ilgili farklı bir değerlendirme için bk. Annemaria Schimmel, Hazreti Muhammed, s.111-122.

[7] Sahih-i Müslim A. Davudoğlu Şerhi, c.10, s.141.

[8] Sahih-i Buhari, Tecrid-i Sarih, c.10, s.41.

[9] Hüseyin Algül, İslam Tarihi, c.1, s.129; İ. Canan, Kütüb-i Sitte, c.15, s.345.

[10] Bediuzzaman Said Nursi, Sözler, s. 622-623; Ayrıca bk. Sözler, s. 579 vd. s. 586-587.

Diğer Yazıları
Akif CEMİL
Dr. Mehmet SÜRMELİ
Ercan HARMANCI
İktibas
Mehmet Nezir GÜL
Mehmet Şevket EYGİ
Muhammed ERİNÇ
Ömer Erdoğdu
HAVA DURUMU


NİĞDE