GIDA GÜVENLİĞİNDEN İMAN GÜVENLİĞİ DAHA ÖNEMLİDİR; ÜMMETİN VELİLERİ ULEMAYA(!) ARZ EDERİM

Dr. Mehmet SÜRMELİ

03-01-2020 06:06


GIDA GÜVENLİĞİNDEN İMAN GÜVENLİĞİ DAHA ÖNEMLİDİR; ÜMMETİN VELİLERİ ULEMAYA(!) ARZ EDERİM Yüce Allah, ulemaya birçok sorumluluk ve görev vermiştir. Çünkü onlar peygamber vârisleridirler. Peygamberin olmadığı toplumlarda onların görevlerini vekâleten âlimler icra ederler. Peygamberler nasıl ki hayatın itikadi, siyasi, sosyal, iktisadi, hukuki, eğitim vb. konularıyla ilgilenmişlerse ulemanın da aynı konularla ilgilenmeleri verasetin doğal sonucudur. Şöyle de diyebiliriz; ulema peygamberlerin başladığı yerden işe başlamalı ve onların istikametleri üzerine yola devam etmelidirler. Sorunları çözmede ise ümmetin önünde durup onlara çıkış yollarını göstermeleri asli görevlerinin gereğidir. Bu bağlamda söylenecek şey, ulemanın önce itikadı tashih etmesi ve inanç alanındaki sapmalara karşı önlemler alması zaruridir. Özellikle Batılılaşma süreci yaşayan halkı Müslüman toplumlarda dayatılan felsefi fikirlerin, ideolojik akımların ve mekteplerin inanç eksenli bir değerlendirilmesi yapılmamıştır. En azından bizde, her zaman yenilenen ve ideolojileri tevhidi süzgeçten geçiren yeni çalışmalar neredeyse yoktur. Bu yapılmadığı için halkı Müslüman ülkelerin insanları sentezci bir imana sahip olmaktan endişe etmemişlerdir. Hem seküler hem Müslüman, hem liberal hem Müslüman, hem kapitalist hem Müslüman, hem sosyalist hem Müslüman olunabileceğini sanmışlardır. Ülkemizdeki binlerce ilahiyatçı veya sivil kurumlarda çalışan din bilgini zevattan kimse bu zavallı insanlara yaşadıkları çelişkilerin itikadi sakıncalarını anlatmamıştır. Hattâ anlatanları da “radikal” bularak susturma yoluna gitmişlerdir. İtikadi alandaki sapmalar ve bu sapmalardan kurtulmanın yolu ayrı bir çalışma alanı olmakla beraber sözde ulema; dinin çözülmesi gereken siyasi, iktisadi, ahlaki, hukuki ve eğitim problemleri hakkında da hiç bir şey söylememişlerdir. Ümmet boşlukta bırakılmıştır. Boşlukta kalan ümmetin çocukları ya kapitalist veya sosyalist olmayı tercih etmişlerdir. Dünya sistemi oyunu böyle kurgulamış ve Müslüman halka, ulema oyunun nasıl bozulacağını ve duruş yerlerini inanç temelli öğretmemiştir. Televizyon ekranlarında şov yapan hoca efendiler (!) ümmetin çocuklarının iman sorunları veya halkın sentezci inancının dinî değerlendirmesiyle alakalı bir şey söylememektedirler. Neslimizi kaybederken bu sessizliğin hikmetinden bahsetmek mümkün değildir. Hâlbuki Peygamber’e (s.a.v.) gerçek anlamda vâris olanlar ümmetin çocuklarının imanlarından ve itikadi tercihlerinden en az babaları kadar sorumludurlar. Bizim kanaatimize göre ümmetin itikadi sapmalarını hesabı, şayet varrsa ulemadan sorulacaktır. İslam ümmetinin çözüm bekleyen birçok sorunlarının olduğunu bir defa daha yineleyelim. Bu sorunlar bir defa daha çözülmeden ötelenecek olursa Müslümanlar zihinsel bir sapma yaşadıkları gibi, iman ettikleri dinin hayatın sorunlarını çözmekte yetersiz kaldığına inanacaklar ve İslâm’ı ütopik bir din olarak göreceklerdir. Unutmayalım ki Hz. Peygamber’in başarısındaki sebeplerden birisi de Mekke ve Medine’de topluma hayatın realitesine göre çözümler sunmasıdır. Onun sunduğu çözümler sayesinde hiç kimse boşlukta kalmadığı gibi olumsuz bir din algısı da yaşamamıştır. Hatta Ebu Hanife(ö.h: 150) gibi bazı Rabbani âlimler Müslümanlar boşlukata kalmasınlar diye farazi meselelere bile çözüm sunmuşlardır. Peygamber Efendimiz, insanların imanlarıyla da ibadetleriyle de ilgilenmiştir. Müslümanların siyasetleri, savaşları, barışları, harcamaları, tasarrufları, hukukları, eğitim ve öğretimleri, yemeleri, içmeleri, zevkleri, nefretleri onun hep gündeminde olmuştur. Bütün hayatın sorunları vahiyle; Kur’an ve sünnetle çözüme kavuşturulmuştur. Hz. Peygamber (s.a.v.), Müslümanların sorunlarıyla Medine’de uğraşırken ve çözümler sunarken Yahudi din bilginlerinin şahsında duyarsız ulemayı azarlayan ve tehdit eden şu ayet nazil olmuştur: لَوْلاَ يَنْهَاهُمُ الرَّبَّانِيُّونَ وَالأَحْبَارُ عَن قَوْلِهِمُ الإِثْمَ وَأَكْلِهِمُ السُّحْتَ لَبِئْسَ مَا كَانُواْ يَصْنَعُونَ “İlmiyle amil olan bilginler ile dini konularda derinleşen âlimler bunları günah söz söylemekten/küfrün propagandasını yapmaktan ve haram mal yemekten sakındırsalar ya! Yaptıkları şey (toplumu uyarmama ve kötülüklere önlem almama) ne kadar kötü bir davranıştır. ”[1] Ayetin evrensel mesajına göre ulema yaşadıkları toplumun şahitleridirler. İnsanlığın fikrî gidişatından ve bu fikrin söze dönüşmüş sunumundan ve uygulamalarından onlar sorumludurlar. Ayetteki “ kötü/günah söz ”ün karşılığı İslam karşıtı her türlü söylemdir. Dine karşı din olma iddiasındaki ideolojilerdir. Allah Teâlâ, ulemaya, İslâm karşıtı söyleme karşı teyakkuz ve etkilenme durumunda ümmeti koruma görevini vermiştir. Bu görevi yapanlar gerçek âlimlerdir. Müslümanların yavruları toplumsal sapkınlıklar yaşarken; dünya görüşü olarak batılılaşmanın küfür türlerinin sağından ve solundan ideolojik tercihler yaparken pratik değeri olmayan lüzumsuz tartışmalar yapmak ilim adamının işi değildir; ortaya koyduklarıyla kâfirlere bile rahmet okutturacak sapıklıkları topluma deklare etmek Müslüman bir araştırmacının işi hiç değildir. Yukarıdaki ayet, ümmeti “ suht ” yemekten âlimlerin uyarmasına da vurgu yapmaktadır. “ Suht ” kavramının anlam alanına her türlü haram ve haksız kazanç girdiği gibi, insan organizmasına zararlı olan yiyecek ve içecekler de girmektedir. Eğer böyle geniş bir perspektiften olaya bakarsak ulema, gıda maddelerinin imal yerlerinden tutun da halka arz yollarına kadar ilgilenmek zorundadır. Gıda maddelerindeki tüm katkı maddelerini çalışmak ve çıkan sonuçları insanlarla paylaşmak onların asli görevlerindendir. Sadece gıda maddeleriyle uğraşmak ve her türlü haram gıdaları, zararlı yiyecekleri tanıtmak bile başlı başına bir iştir. Bankacılık sistemi dâhil, finans kurumlarının nasıl çalıştığını ümmete öğretmek, paranın kaynağının ve akış yollarının temiz olmasının mücadelesini vermek ulemanın en öncelikli çalışma alanıdır. Dolayısıyla ulemanın görevi zordur. [1] Maide 5/63 MEHMET SÜRMELİ
Diğer Yazıları
Akif CEMİL
Dr. Mehmet SÜRMELİ
İktibas
Mehmet Nezir GÜL
Ömer Erdoğdu
HAVA DURUMU


NİĞDE