MÜSLÜMAN KARDEŞİMİZİN YOKSULLUĞUNA KARŞI NE KADAR DUYARLIYIZ

Dr. Mehmet SÜRMELİ

14-11-2017 11:41


"Kuran-ı Kerim'in Mekke'deki ana konusu, Allah'ın birliğini tebliğden sonra fakirlik problemine çözüm bulmaktır. "Fakirlik problemini çözmek için evvela Allah Teâlâ'yı çok iyi bilmek gerekir. Marifetle sorunları çözme arasında doğru orantı vardır. Allah (c.) bilinip gereği gibi iman edilmeden hiç bir şeyin çözümü hakkaniyet esası üzerine yapılamaz. Yüce Allah, kendisini bizlere sadece varlık alanıyla tanıtmamıştır. Varlığıyla beraber birliğini, yaratmadaki ve emretmedeki eşsizliğini, ulûhiyet ve rububiyetindeki tevhidi; esma, sıfat ve fiillerindeki vahdaniyetini de anlatmıştır. Müslümanlar, bu özelliklerin geçtiği ayetleri ve Hz. Peygamber'in konuyla ilgili hadislerini iyi öğrenmelidirler.

Allah'ın birliğinden sonra ele alınan ikinci konu, fakirlik problemine çözümdür. Bu tezin testi için nüzul sırasına göre ayetleri ve sureleri araştırmak bile kâfidir. Bu ve benzeri ayetlerde Yüce Allah önce "mal" kavramını ve değerini tanıtmıştır. Konuyla ilgili 87 ayet indirilmiştir. Ayetlerde ele alınan hususlar; mal Allah'ındır[1], insan malın vekilidir; sahibi değildir[2], mal dünya hayatının süsüdür[3] ve insan onunla imtihan edilmektedir.[4]Cihad vasıtasıdır.[5]Malını infak etmeyen kendisini tehlikeye atar[6] ve mallarımızda fakirlerin, yoksulların hakları vardır.[7]Emaneti insana verilen malın infak edilmesiyle ilgili ise 78 ayet vardır. Medine döneminin ilk yıllarında fakirlik olayının tabandaki yaygınlığına binaen "ihtiyaç fazlası şeyleri infak etmeyi; fakirlere vermeyi"[8] emreden Allah (c.), "En çok sevdiğiniz şeyleri (ihtiyaç sahiplerine ve Allah yolunda) harcamadıkça iyiliği elde edemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu bilir."[9] Ayetiyle Müslümanları fakirlere karşı duyarlı olmaya çağırmıştır. Müslümanlar bu ayetleri ve Hz. Peygamber(s.)'in uygulamalarını sahabiler gibi anlayıp yaşayabilseler; eldeki gelirleri adalet esasına göre paylaştıracak siyasayı da kurabilseler, fakirlik diye bir problemin kalması mümkün değildir. Hiç bir sistem, Müslümanlık kadar bu sorunları çözebilecek bilgi, birikim ve siyasal tecrübeye sahip değildir.

Cömertlikte rüzgâr gibi olan Hz. Peygamber(s.), infak ahlakı konusunda arkadaşlarını eğitmiş ve bu çerçevede yüzlerce hadis irat etmiştir. Kuran'daki sadaka ve zekâtla ilgili ayetlerin beyanını yapmıştır. Parayı, altını, gümüşü, hazineleri, madenleri, deve, sığır ve davarı, hububat çeşitlerini ve balı kendi zamanında zekâta sokmuş ve fakirlerin lehine olacak şekilde bunların oranlamasını yapmıştır. Koymuş olduğu ilke ve gözettiği illetlerle gelecek fakihlere örnek olmuştur. Amaç; fakirlik problemini çözmektir. Bugün zekât verilecek malların türleri daha da çoktur. Hz. Peygamber’in prensipleri çerçevesinde kolektif bir çalışma yapılacak olunursa; bu mal çeşitliliği ve bolluğu ile ülkelerin yoksulluk sorunları da kesinlikle çözülecektir.

Kur’an-ı Kerim, ilk etapta Müslüman kardeşleriyle mallarını bölüşen Medineli Müslümanları övmüştür: "Muhacirlerden önce Medine' ye yerleşip imanı gönüllerine yerleştirmiş olanlar (Ensar), hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde olsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim cimrilikten, hırstan korunursa işte bunlar kurtuluşa erecek olanlardır."[10]Hz. Peygamber de; "İhtiyaç içerisindeki fakirler ve dul kadınlar için çalışmayı, onların sorunlarına yardımcı olmayı Allah yolunda cihad etmeye"[11] denk görmüştür.

İnsanın yaşadığı çevreye karşı duyarlı olmasını emreden Resulullah (s.); "Komşusunun yanında aç olduğunu bile bile tok yatan bir kimse bana iman etmemiştir"[12] "(böyle birisi) mümin değildir."[13] Demek suretiyle fakirlik olayının ciddiyetine dikkat çekmiştir. Zenginlerin mallarında; "Zekâttan başka haklar vardır."[14]Buyurmuş ve "onların hakkını vermeyerek aç kalmalarına neden olan kimselerden Allah'ın zimmetinin kalktığını"[15] söylemiştir. Hatta Hz. Ömer(r.) döneminde bir kadın, kavmi tarafından susuzluğu giderilmeyip öldüğü için, toplum, kadının katili sayılmış ve halife tarafından onlara diyet cezası verilmiştir.[16]Toplumun fakirlik problemlerine kayıtsız kalanların ahirette kaç kişinin katili çıkacaklarını şimdiden düşünüp duyarlı davranmaları gerekmez mi?

İktisadi bir anlam içeren fakirlik ile tasavvuf ilmindeki "Fakr" kavramları birbirinden farklıdır. Fakr, tasavvufta bir makamdır. Allah’tan başkasına gönül vermemek, masivadan yüz çevirmek, ihtiyaçları yalnızca Allah’a arz etmek ve maddi olanlara iltifat etmemektir. Dolayısıyla fakr ile fakirlik aynı şey değildir. İslam' da fakirliği öven bir nas yoktur. Hz. Peygamber (s.) de; "Fakirlikten Allah' a sığının."[17] Dedikten sonra geceleri şu istiazeyi yapmıştır; "Ey Allah'ım! Fakirlikten ve küfürden sana sığınırım."[18] Hülasa, fakirlik büyük bir derttir. Bu derdi tedavi etmek ve tedavi edecek önlemleri mutlaka almak gerekir. Önlem alınmazsa, bunalan kişiler yoksulluğun sebebini dağıtımdaki adaletsizlikte aramak yerine kaderde arayıp Allah’a isyan ederler ve küfre düşerler. Hz. Peygamber de bunun için insanları uyarmıştır.  Küfre denk görülen bu hastalığa yakalanan din kardeşlerimiz varsa, onların bu sorunlarını elimizden geldiği kadar çözmemiz ve elimizdekileri onlarla paylaşmamız Müslümanlığımızın zorunlu sonucudur.

[1] Bak: Nur 24/33

[2] Bak: Hadid 57/7

[3] Bak: Kehf 18/46

[4] Bak: Enfal 8/28

[5] Bak: Tevbe 9/41; Enfal 8/72; Hucurat 49/15

[6] Bak:Bakara 2/195

[7] Bak: Zariyat 51/19; Mearic 70/24

[8] Bakara 2/219

[9] Al-i İmran 3/92

[10] Haşr 59/9

[11] İbn Mace, Ticaret, h.no:2140, c.II, s.724

[12] Suyuti, Cami'u-s Sağir, h.no:7771, c.II,s.476

[13] Suyuti, a.g.e, h.no:7583,c.II, s.464

[14] Darimi, Zekat, h.no:1637, c.I, s.471

[15] Ahmed, Müsned, c.II, s.33

[16] Abdurrezzak, Musannef, c.X, s.51

[17] İbn Mace, Edep, h.no:3842, c.II, s.1265

[18] Nesai, İstiaze, 49, h.no:29, c.VIII, s.267

Mehmet Sürmeli

Diğer Yazıları
Akif CEMİL
Dr. Mehmet SÜRMELİ
Ercan HARMANCI
İktibas
Mehmet Nezir GÜL
Mehmet Şevket EYGİ
Muhammed ERİNÇ
Ömer Erdoğdu
HAVA DURUMU


NİĞDE