POLEMİK İÇİN SORMUYORUM; BU ÜLKEDE GERÇEKTEN ÂLİM VAR MIDIR?

Dr. Mehmet SÜRMELİ

22-10-2017 06:16


(Kendilerine âlim denilmekten haz duyanlara ithaf olunur.)

 

Hz. Peygamber(s.), ümmetinin âlimlerinden olan Abdullah b. Mesud’a; “İnsanların en âlimi kimdir” diye sormuş ve edebinden dolayı Peygamber’e gerekli cevabı vermeyince Resulullah (s.), kendi sorusunu kendisi şöyle cevaplandırmıştır: “ İnsanların en âlimi hakkı görendir.”[1]Bu tanımlama bizlere hakkı görüp tabi olmakla, âlim kavramı arasındaki yakın ilişkiyi ortaya koymaktadır. Hakkı göremeyen ve hakka karşı çıkan insanlara âlim demek tarihi bir yanılgıdır. Hakkı görebilmek için Allah’ın “en-Nur” ve “el-Basir” isimlerinden gerekli payı en üst seviyede almak gerekir. Gönle ve zihne ilkâ edilen bu nur sayesinde insanlar hidayeti bulabilirler. Birçok şeyi bilip okumalarına rağmen hakkı göremeyen ve hidayete eremeyen oryantalistler, Allah Teâlâ’nın bu isminden zerre kadar pay almayan bedbaht kimselerdir. Sadece oryantalistler değil, Müslüman bir toplumda yaşayıp yetişmelerine rağmen İslâm’a onlardan daha çok zarar veren ve bilgiyi firavunların saraylarına taş taşımak amacıyla kullanan yerli oryantalistlerin de bu isimden gerekli payı aldıklarını söylemek mümkün değildir. Onun için rabbani âlimlerdenİmam Malik (ö.h:179) ilimle “nur” arasında bir bağ kurmuş ve şöyle söylemiştir: “İlim çokça rivayette bulunmak değildir. İlim bir nurdur. Yüce Allah, o nuru (layık olan kişinin) kalbine kor.”[2]İlahi nurdan yararlanabilen rabbani âlimler Peygamber Efendimizin ifadesiyle; “Peygamberlerin halifeleridirler; varisleridirler.”[3] Ayrıca; “İnsanlığın önderleridirler.”[4] Rabbani âlimlerin en büyüklerinden olan Hz. Ali’nin deyimiyle “yeryüzünün kandilleridirler.”[5] İnsanlar onların önderliğinde ve rotalarında doğruyu bulurlar ve sebat ederler. Toplumun referansı olan bu kimselerin zalim siyasete karışmalarını ve dünyevileşmelerini; hayatı seküler bir mantıkla yorumlayıp maddi değerlere kapılanmalarını Resulullah hoş görmemiş ve böylelerinin peygamberlerin yoluna ihanet ettiklerini belirtmiştir. Ümmetine de böyle kimselerden uzak durmayı tavsiye etmiştir.[6]

 

Kur’an-ı Kerim, toplumsal önderlik makamında olan âlimlerin daha iyi anlaşılabilmeleri için “rabbanilik” ve “rasihlik” kavramlarını kullanmıştır. Rabbaniliği İslâm bilginleri; “dinde fakih,[7]bildikleriyle amel eden, konuştuğunda hikmetle konuşan ve insanlara samimice öğüt veren, helali ve haramı, emir ve nehyi bilen, ümmetin hangi durumda olduğuna vakıf olan kimselerdir” şeklinde tanımlamışlardır.[8] Bu tanımlamaya göre rabbani âlimler toplumlarının sorunlarına çözüm üreten üstün insanlardır. Yukarıda sayılan bütün nitelikleri taşıyan Abdullah İbni Abbas, rabbani âlimlerin en önemlilerinden birisi sayılmıştır.[9]

 

Kur’an’ın övgüyle bahsettiği rasih âlimlerin en önemli özellikleri ise vahye mutlak teslimiyetleridir: “وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ آمَنَّا بِهِ كُلٌّ مِّنْ عِندِ رَبِّنَا” “Bu yüzden bilgide derinleşenler(rasih âlimler) şöyle derler: "Biz ona inanırız: (ilahi kelamın) tümü Rabbimizdendir…”[10] Yüce Allah’ın övdüğü bu âlimler; “Yüzleri ve ahlakları güzel ve din anlayışı derin kimselerdir.”[11]Arapçada “resaha” fiili yerinde durmak sebat etmek anlamlarına gelir. Kök fiilin sözlük anlamı ile kavramsal anlam arasında ilgi kuracak olursak, hak ve hakikatte sebat eden âlime rasih âlim denilir. İlimde rasih olmak; Allah Teâlâ’yı Kur’an’dan zatıyla, sıfatlarıyla yakini ve kesin delillerle tanımak, Kur’an’ın kesin delillerle Allah’ın kelamı olduğunu bilmek demektir.[12] Hz. Peygamber’e rasih âlimler kimlerdir? diye sorulduğunda şu cevabı vermiştir; “Yemininin gereğini yerine getiren, konuştuğunda doğru konuşan, kalbi istikamet üzerine olan, midesini ve cinselliğini her türlü haramdan koruyandır.”[13] Eğer rasih alim diye referans alınan kimseler, idarecilerin huzuruna (yağcılık ve onların batıl işlerini tasdik için) girerler ve dünyevileşirlerse Peygamber’e ihanet etmiş olurlar ki onlardan kaçınmak gerekir.[14]Resulullah’ın eğitim ve öğretiminden geçen muhaddis sahabi Enes b. Malik ise rasih âlimi şöyle nitelemiştir: “Bildikleri ile amel eden, öğrendiklerinden yararlanan, kişidir. Onların ilimlerinin dört özelliği vardır; Allah’a karşı çok takvalı, insanlara karşı tevazulu, dünyaya karşı zahit ve nefsin hastalıklarına karşı da mücâhade halindedirler.”[15] Sûfi müfessirler ise rasih âlimi; Allah’ı ve emirlerini bilen, Allah Resulünün sünnetlerine ittiba eden kimseler olarak tanımlamışlardır.[16] İstikamet, iffet, tevazu, takva, vera ve cihadı hayatlarının anlamları haline getiren bu kişiler Hz. Peygamber ve sahabesi tarafından da ilim öğrenilmeleri gereken otoriteler olarak gösterilmişlerdir. Eğer bu rabbani ve rasih âlimlerden ilim öğrenilmeyecek olursa dinin içerisine bidatlerin karışması muhtemeldir. Bundan dolayı; “Bidat ehlinden ilim öğrenmek kıyamet alametlerinden” sayılmıştır.[17] “İlim öğrenmek dindendir; bu münasebetle de dininizi öğreneceğiniz kimseleri iyi araştırınız”[18]buyruğu çok derin anlamlar ifade etmektedir. Bu rivayeti iyi kavrayan müfessir Mücahid; “Din, ancak din ehlinden alınır” uyarısında bulunmuştur.[19] Bu uyarıları doğru okuyan İslâm toplumu çocuklarına hoca seçerken dikkatli davranmış ve ciğer parelerini sapkın insanlara emanet etmemiştir. Öğrenciler her zaman hocalarıyla beraber anılmıştır. Hocası sapık olanın kendisine de, ilmine de itibar edilmemiştir. Onun için Müslümanlar arsında üstad geleneği çok önemlidir.

 

Kur’an-ı Kerim’de âlimlerin fazileti ve fonksiyonlarıyla ilgili onlarca ayet vardır. Allah Teâlâ’nın ilim sıfatından gerekli nasibi alarak ümmete önder[20]  tayin edilen bu insanlar, Hz. Peygamber’in ifadesiyle; “ayet ve sünnetin olmadığı yerlerde davranışları örnek alınan toplumsal önderlerdirler.”[21]Peygambere vekâleten toplumu her yönden tezkiye etmekle görevli olan rabbani âlimlerin bir takım nitelikleri vardır. Bu nitelikleri taşımayanlar bilgiyi yüklenseler bile toplumsal önderlik makamında olamazlar. Bu nitelikleri resmi kurumlar ve ideolojiler koymamıştır. Müslümanlar için bu niteliklerin ve kriterlerin belirleyicisi Allah(c.) ve Resulüdür. Hz. Peygamber’in davasını üstlenip O’nun yöntemiyle İslâm’ı hayata hâkim kılma mücadelesi veremeyen hiç kimse âlim değildir. Müslümanlar artık bilgiyi yüklenmekle âlim olmanın arasını tefrik edebilmelidirler. Aksi hâlde hayatın birçok alanında kandırılmaktan ve ilim adına sapkınlaştırılmaktan kurtulamazlar.

 

[1] Heysemi, zevaid, c.I,s.162

 

[2] Tirmizi, Sünen, c.V,s.48

 

[3] Heysemi, a.g.e, c.I,s.126.

 

[4] Acluni, Keşf’ü-l Hafa, c.II,s.65

 

[5] Acluni, Keşf’ü-l Hafa, c.II,s.65

 

[6] Acluni, Keşf’ü-l Hafa,c.I,s.87.

 

[7] Darimi, Sünen, c.I,s.107

 

[8] Bagavi, Muhammed el- Ferra, Mealim’ü-tTenzil (Muhtasar), Beyrut, Trsz.s.135

 

[9] Hakim, Müstedrek, Had.No. 6310, c.III,s.626

 

[10] Âl-i İmran 3/7

 

[11] Tirmizi, 19, İlim, Had.no:2686,c.V,s.50

 

[12] Maturidi, Te’vilat, c. II, s.312,(Bu açıklama tahkik sahibi Mecdi Basallum’a aittir.)  

 

[13] Taberi, Cami’u-l Beyan, c.III,s.185

 

[14] Acluni, Keşf’ü-l Hafa,c.II,s.87

 

[15] Hazin, Ali b. Muhammed, Lübab’u-t Te’vil, İst,trsz, c.I,s.241

 

[16] Sülemi,Hakaik’u-t Tefsir, c.I, 165

 

[17]Heysemi, Zevaid, c.I,s.126: El-Bağdadi,Hatip,Ahlak’u-r Ravi,c.I,s.209

 

[18] Acluni, Keşf’ü-l Hafa,c.I,s.258

 

[19] El-Ramahurmizi,Hasan b.Abdurrahman,Muhaddis’ü-l Fasıl,s.415

 

[20] Acluni, Keşf’ü-l Hafa,c.II,s.65

 

[21] Darimi, Sünen,c.I,s.61

 

MEHMET SURMELI

Diğer Yazıları
Akif CEMİL
Dr. Mehmet SÜRMELİ
Ercan HARMANCI
İktibas
Mehmet Nezir GÜL
Mehmet Şevket EYGİ
Muhammed ERİNÇ
Ömer Erdoğdu
HAVA DURUMU


NİĞDE