RABBANİ ÂLİMLER CİHAD ÖNDERİDİRLER

Dr. Mehmet SÜRMELİ

24-10-2017 10:40


Hz. Peygamber’in elçilik göreviyle eş zamanlı başlayan cihad, Hz. Adem’den beri bütün peygamberlerin ümmetlerine tebliğ ettiği en temel ibadettir. Cihadı olmayan hiçbir peygamber olmadığı gibi; peygamberler arasındaki derece farkını belirleyen de cihadlarının büyüklüğüdür. Sahabe de insana şeref kazandıran ibadetin cihad olduğuna inanmış ve inancının yüklediği teklif üzerine amel etmiştir. Süheyl b.Amr ve arkadaşları, Halife Hz. Ömer’e gelip halife yanında niçin değerlerinin olmadığını merak etmişler. Hatta Mekke’de zayıf bulup horladıkları Müslümanlar kadar bile ilgi göremediklerinin nedenini sormuşlardır. Ömer(r.), o zayıf gördükleri kimselere değer kazandıran şeyin cihad olduğunu söylemiş ve aynı konuma gelmeleri için cihad yapmaları gerektiğini belirtip onlara cepheyi göstermiştir. Onlar da bu şerefi kazanmak için halifenin tavsiyesi üzerine orduya katılmışlardır.

Cihadın uygulanacak olan türünü değişen zaman ve şartlara göre rabbani alimler belirlerler. Nasıl ki diğer ibadetlerde hükümleri ve ilmihali kaynaklara müracat ederek alimler belirliyorsa, cihad fıkhını da onlar belirlerler. Ümmet, onların yaptığı fıkha uyar ve böylece keyfiliğe yer verilmez. İslam’ın muhkem bir farzı olan cihad hakkında ilimsiz, fıkıhsız, metotsuz, ilkesiz, plansız, projesiz, kadrosuz ve ahlaksız konuşmak Müslümanlar için çözüm üretmez. Aksine, sorunlarının daha çoğalmasına neden olur. Bu söylediğimiz ilkelerden bağımsız ve keyfi hareket edildiği için İslam dünyasında birçok yapay sorun üretilmiştir. Cihadla ilgili sorunları üretenler İslam düşmanı kâfirler ve onların işbirlikçileridir. Üretilen bu yapay sorunlar sayesinde neredeyse kimse cihaddan bahsedemez hale gelmiştir. Kürsülerden ve ders kitaplarından cihad ibadeti çıkarılmıştır. Bahsedenlerde sadece nefsi müdafaa cihadından bahsedebilmişlerdir. Bu duruma en çok sevinenler ise kafirler olmuştur. Çünkü onların bu çalışmaları sayesinde Müslümanlar cihadı ve türlerini literatürlerinden çıkarmışlardır.

Çeşitli soru ve sorunlarla karşılaşmamak, dinde olmayanları dindenmiş gibi vererek itici bir görüntü oluşturmamak; yaptığımız fıkıhsız davranışlarla İslam ile insanların arasına engeller sokmamak için cihadı Hz. Peygamberin önderliğinde; sünneti çerçevesinde anlamak zorundayız. Cihad olmadan dinin bekasının mümkün olmadığına iman etmeliyiz.

İnsan diğer ibadetleri yaparken nasıl ki kimseden dünyevi bir değer ve ücret istemiyorsa, aynı hassasiyeti cihad için de gösterip yaptığı bu yüce ibadete karşılık ücret istememelidir.  Bütün ibadetlerin olduğu gibi cihadın sevabını da yalnızca Allah Teala verecektir. Hiçbir peygamber, yapmış olduğu cihada karşılık ücret almadığı için ümmetlerine ibadetlerde ihlas konusunda örnek olmuşlardır. Peygamber Efendimiz de diğer peygamberlerin yolunu izleyip davet ve cihadına karşılık ücret istememiş ve bizlere model olmuştur. Daha açık ifade ile, davete karşılık ücret/para almamak muhkem bir sünnettir. İmanda sadakatin en belirleyici kriteri olan cihad paraya dönüştürülecek olursa,  İslam toplumunun siyasal yapısı istikrarsızlık kazanır. Zalimler, siyasi emellerini bir avuç insan üzerinden yürütürler, Çünkü; hakkı ayakta tutan cihad ücretle beraber belirli bir sınıfın hizmetine verilmiş olur. Bu anlayışın en kötü örneklerini ümmetin tamamının asker olduğu bir toplumdan, devletin emrinde olan askerli topluma geçişin yapıldığı Emeviler’de görüyoruz. Görev ehliyetsiz kimselere verilip imamet saltanata dönüştürüldüğünde ve Hz Hüseyin şehid edildiğinde toplumsal desteğin zalim siyaseti sarsacak boyutta olmamasının nedeni, Müslümanların mücahid millet olma vasfını kaybetmeleri yüzündendir.

Davete karşılık ücret istemek dinen meşru olmadığı gibi, davet esnasında hak ve hakikatı gizlemekte yasaktır. Kur’an, daveti gizleyenlerle ilgili şöyle buyurmuştur: “Göndermiş olduğumuz apaçık belgeleri ve (dosdoğru yola ulaştıran) hidayeti –Biz onları ilahi kitaplarda açıkça bildirmemize rağmen- (basit dünyevi çıkarları uğruna) gizleyenler var ya; işte onlara hem Allah lanet eder, hem de (bütün) lanet ediciler lanet ederler.” Ayetten anlaşılan; Allah’ın dinini ve onun bildirdiği hükümleri kasıtlı olarak gizleyenlerin laneti gerektiren bir günah işledikleridir. Bilgiyi gizlemek ve onu insanlarla paylaşmamak nasıl laneti gerektiren bir suç ise, bilgiyi firavunların sarayını daha muhkem hale getirmek için kullanmak; onların iktidarlarını güçlendirmek amacıyla kullanmakta en büyük günahlardandır. Hz. Musa(a.), zamanında yaşayan Belam b.Baura, Allah’ın ayetlerini ve ismi azamı bilmesine rağmen bu ilmini Firavun’un saltanatının devamına payanda yapmıştır. Belam üzerinden Yüce Allah, şu evrensel mesajı vermiştir: Bilgi emanettir. Sadece Allah rızası için öğrenilir. Allah Teala’nın dinini hakim kılma yolunda bilgiden yararlanılır.  Firavni sistemlerin iktidarı için bilgiyi payanda yapmak Belam’ın lanetli davranışıdır. Alimler hem firavunlara karşı olmak zorundadırlar, hem de kendilerini dünyevi çıkarlar uğruna zalimlerin emirlerine teslim etmemelidirler. Gündemlerini bizzat kendileri Müslümanların ihtiyaç alanlarına göre belirlerler; yapay gündemlere müsaade etmezler. Onlar için asıl olan, Müslümanların bulundukları alandan bir üst makama terakki etmeleridir. Kısacası Rabbani alimler kafalarını, kalemlerini, ilimlerini  ve haysiyetlerini kiraya vermezler.

Mehmet Sürmeli

Diğer Yazıları
Akif CEMİL
Dr. Mehmet SÜRMELİ
Ercan HARMANCI
İktibas
Mehmet Nezir GÜL
Mehmet Şevket EYGİ
Muhammed ERİNÇ
Ömer Erdoğdu
HAVA DURUMU


NİĞDE