Susma Orucu

Akif CEMİL

10-05-2017 06:22


Ne de çok konuşuyoruz.

Aman Allah'ım, önüne gelen, her konuda, başını sonunu düşünmeden konuştukça konuşuyor. Ve konuştukça çuvallıyor, batıyor, yeni yanlışlıklara dalıyor, sataşmalar yapıyor; kendini, karşısındakini hırpalıyor, inancını zedeliyor, fikirleri tartışıp; niyetler okuyup suçlamalara yöneliyor.

Koca koca adamlar, kerli ferli yazarlar, akademisyenler, anlı şanlı siyasiler, topluma söz söyleme konumunda olan insanlar konuştukça batıyor, battıkça debeleniyor, debelendikçe dibe vuruyorlar. Sevenleri ve muarızları da söz şehvetine kapılmış bu insanları zevkle/hınçla dinliyor, dinletiyor, aşka geliyor, kendinden geçiyor, zafer/yenilgi kazanmış edayla arzı endam eyliyor.

Artık gına geldi.

Sıkça, daha çok da kritik evrelerde ortaya çıkan bu durum, referandum sonrasında tekrar alevlendi.

Cumhurbaşkanımızı sözde savunan, sözde onun adına yazılar yazıp açıklamalar yapanlar, hem kendilerine hem de cumhurbaşkana ve hareketine zarar vermeye başladılar. Zaten bundan duyduğu rahatsızlığı sayın cumhurbaşkanımız da ifade etti. Deyim yerindeyse kraldan çok kralcılık yapılmamasını ifade etti. Kendi ve sözcüsü dışında hiçbir kimsenin açıklamalarının kimseyi bağlamayacağını belirtti. Bu çok önemli bir açıklama, bunu herkes dikkate almalıdır.

Bazılarının, söylediklerinden kamuoyunda nasıl değerlendirildiği, insanları nasıl bir noktaya sürüklediği adeta hiç umurlarında değil.

Artık buna bir son vermeli.

Kanaat önderleri, din, siyaset, toplum… adına konuşanlar başta olmak üzere hepimizin, susma orucuna girmesi gerekiyor.

Konuşmak bir yetenek ise susmak da fazilettir.

Yazmak bir hüner ise kalemi tutmak da bir gerekliliktir.

Oysa sınır tanımıyor, had bilmiyor bazıları. İncitiyor, inciniyor, daha da ötesi zarar veriyorlar hem kendilerine hem de savundukları insanlara.

Ramazan yaklaşırken, bazıları ikinci bir oruca hazırlanmalı: susma orucu… Her ne kadar İslam'da özel manada esasları va'z edilmiş bir susma orucu yoksa da konuşmanın ve yazmanın da bir İslami kriteri vardır. Zanlarla, öfkeyle, nefretle, kızgınlıkla düşünceleri dile getirmenin yeri yoktur. Atılan ok gibi söylenen sözün de yazılan yazının da telafisi zordur, oluşan yaranın tedavisi zaman alır.

Hz. Zekeriya (as) ve Hz. Meryem (Meryem, 19/1-36; Âli İmran 3/35-41) örneğinden hareketle, susmanın bazen bir gereklilik olduğu unutulmamalıdır.

Öyleyse ey akıl sahipleri, toparlanın, kendinize gelin ve yarın hesap veremeyeceğiniz, altından kalkamayacağınız sözleri söylemeyin birbirinize. Allah'tan korkun, hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin.

Selam ve dua ile…

Diğer Yazıları
Akif CEMİL
Ercan HARMANCI
İktibas
Mehmet Nezir GÜL
Mehmet Şevket EYGİ
Muhammed ERİNÇ
Ömer Erdoğdu
HAVA DURUMU


NİĞDE