TAĞUTU VELİ EDİNENLERİN HÂLLERİ

İsyan etmek suretiyle kişinin kulluk sınırını aşması,[1] anlamına gelen “tuğyan” kökünden türeme tağut, esasında fir’avni bir vasıftır.[2]

19-11-2017 04:57

Haberler » MAKALELER


Sürekli bir muhasebe duygusuyla insan kendini murakabeye tabi tutmaz ise tağutlaşma ihtimali vardır: “Hayır; gerçekten insan, azar”[3] ayeti de bize bu realiteyi haber vermektedir.
 
Kur'an tağutlaşmayı daha çok kâfirlere ait bir sıfat olarak anlatır.[4] Fıtratı zorlayarak kendisini Allah'a rağmen emir ve hüküm sahibi ilan eden bu kişilere velayet bağıyla bağlanmak, dostluk göstermek, onların azgınlığını onaylamaktır. Bu açıdan her Müslüman bilmelidir ki tağutlar, kâfirlerin velileridirler: “اللّهُ وَلِيُّ الَّذِينَ آمَنُواْ يُخْرِجُهُم مِّنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّوُرِ وَالَّذِينَ كَفَرُواْ أَوْلِيَآؤُهُمُ الطَّاغُوتُ يُخْرِجُونَهُم مِّنَ النُّورِ إِلَى الظُّلُمَاتِ أُوْلَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ” “Allah, iman edenlerin velisi (koruyucusu, hâkimi, yöneticisi, dostu ve destekçisi)dir. Onları karanlıklardan nura çıkarır, küfredenlerin velileri ise tağuttur. Onları da nurdan, karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar ateşin halkıdırlar, orada sürekli olarak kalacaklardır.”[5]
 
Ayette de işaret buyurulduğu gibi, tağutun veli edinilmemesinin hikmeti, onun fonksiyonudur. “Nur/vahiyden, karanlıklara/küfrün inanç ve hayat tarzına çıkarması” tağutun işlevidir. Bir anlamda, tevhidi koruyabilmek için tedbir mahiyetinde bu tavsiye yapılmıştır. Çünkü tağut; hakka ve hakikate, imana karşı gelen, Allah Teala'nın kulları için çizdiği nizamı ve hududu tecavüz eden her şeyi ifade eder. Onda Allah mefkûresinden eser bulunmaz. Allah'ın gönderdiği dinle hiçbir alakası yoktur. Veli edinilmemesi istenen tağut, bir şahıs olabileceği gibi Allah nizamından alınmamış her türlü sistem, Allah'a bağlanmayan her çeşit fikir, düşünce, adet ve alışkanlık da olabilir. Kim bütün bunları reddeder de bir tek Allah'a iman edip bağlanırsa ve sadece Allah'ın kurallarına tabi olursa, hiç şüphe yok ki kurtulmuştur.[6]
 
Tağut veli edinilmediği gibi, onu hayatın hiçbir alanında karar mekanizması hâline de getirmemek gerekir. Çünkü onu karar mekanizması hâline getirmek Müslümana yakışmayan bir durumdur: “أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ آمَنُواْ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ يُرِيدُونَ أَن يَتَحَاكَمُواْ إِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ أُمِرُواْ أَن يَكْفُرُواْ بِهِ وَيُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَن يُضِلَّهُمْ ضَلاَلاً بَعِيدًا” “Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten inandıklarını öne sürenleri görmedin mi? Bunlar, tağutun önünde muhakeme olmayı istemektedirler; oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardır. Şeytan da onları kesin bir sapıklıkla sapıtmak ister.”[7]Ayetin arka planında; münafık birisiyle Medineli bir Yahudi arasında çıkan anlaşmazlık üzerine, Müslüman gözüken münafığın hakem olarak Yahudi bilgini Ka'b b. Eşrefe gitme arzusunu kınama ve reddetme vardır. Müslümana yaraşan, küfrü çok olan ve şeytana benzeyen insanların hükümlerini inkâr etmektir.[8]
 
Yüce Allah, tağutu hayatlarında tek söz sahibi haline getirip ona mutlak anlamda itaat edenlerin hareketlerini bir tapınma biçimi olarak bize haber vermiştir: “قُلْ هَلْ أُنَبِّئُكُم بِشَرٍّ مِّن ذَلِكَ مَثُوبَةً عِندَ اللّهِ مَن لَّعَنَهُ اللّهُ وَغَضِبَ عَلَيْهِ وَجَعَلَ مِنْهُمُ الْقِرَدَةَ وَالْخَنَازِيرَ وَعَبَدَ الطَّاغُوتَ أُوْلَئِكَ شَرٌّ مَّكَاناً وَأَضَلُّ عَن سَوَاء السَّبِيلِ” “De ki: "Allah katında bunlardan daha şiddetli bir cezayı   hak edenleri size söyleyeyim mi? Onlar, Allah’ın lanetledikleridir; onlar Allah’ın gazap ettikleridir ve şeytani güçlere/tağuta taptıkları için Allah’ın maymuna ve domuza çevirdikleridir: Bunlar durumu en kötü olanlar ve doğru yoldan (alaya alıcılardan) daha fazla sapanlardır.”[9]
 
Ayette, lanetten gazaba, gazaptan “mesh”e, meshten tağuta tapmaya doğru giden bir açıklama zinciri vardır. Bu durum gösteriyor ki bunların tümü değil her biri şerdir. Bunlar içinde de en küçüğü lanet, en büyüğü tağuta kulluktur. Demek ki tağuta kulluk bunların hepsini doğuran bir şer başlangıcıdır. Bunlar önce lanetlenirler, Allah'ın rahmetinden uzaklaştırılırlar. İkinci olarak, uzaklaştırılma ile kalmazlar, Allah'ın gazabı başlarına çöker, elemler, belalar içinde kıvranırlar. Üçüncü olarak maymun gibi bir insan taklitçisi, karasız, renkten renge giren, sahtekâr, bir başka zeki insanın her yaptığını taklide yeltenen fakat gerçekte ne yaptığını bilmez, taklit derdiyle her felakete atılan kimseler olurlar. Gayet çirkin, suratsız bir maskaralık örneği veya hınzır gibi bir canavar, boynu bükülmez, kafası estiğinde gider her pisliği yapar, her pisliği yer, derisi bile debbağlanma kabul etmez, iğrenç, kahredici bir cinayet ve alçaklık örneği olur gider."[10] Tüm bu menfi vasıflar; tağutla veli/dost olmanın bir üst kademesini oluşturan, ona tapınma sebebiyle meydana gelen bir durum olduğuna göre Müslümana gereken; her halükârda tağutu inkar edip ondan uzaklaşmaktır.
 
[1] Cürcani, a.g.e, 141.
 
[2] Naziat 79/l7.
 
[3] Alak 96/6.
 
[4] Bkz: Bakara 2/15,257, Nisa 4/60, Maide 5/60, Şems 91/11.
 
[5] Bakara 2/257.
 
[6] Kutub, a.g.e, I, 292.
 
[7] Nisa 4/60.
 
[8] Âlûsî, a.g.e, III, 65-66.
 
[9] Maide 5/60.
 
[10] Yazır, a.g.e, III, 212.
 
Mehmet SÜRMELİ
Etiketler : TAĞUTU - VELİ - EDİNENLERİN - HÂLLERİ - | Okunma Sayısı : 85
İlginizi çekebilecek diğer haberler
Akif CEMİL
Dr. Mehmet SÜRMELİ
Ercan HARMANCI
İktibas
Mehmet Nezir GÜL
Mehmet Şevket EYGİ
Muhammed ERİNÇ
Ömer Erdoğdu
HAVA DURUMU


NİĞDE