YERSİZ KORKAKLIK MÜNAFIKLIK BELİRTİSİDİR

Dr. Mehmet SÜRMELİ

07-09-2017 13:06


Cihat ibadetiyle bu ibadeti yapan kimsenin kazanmış olduğu nitelik arasında büyük bir ilgi vardır. Cihat insana şecaat, cesaret ve kahramanlık kazandırır. Bu nedenle, denilebilir ki cesaret ve şecaat tüm peygamberlerin temel niteliklerindendir. Allah(c.), korkak insanlardan peygamber göndermemiştir. Peygamberlerinin sıfatlarıyla ahlaklanan hiçbir İslâm ümmeti de korkak olmamalıdır. Cesaret ve şecaatle iman bilinci arasında doğru orantı vardır. İmanının bilincinde olan hiçbir Müslüman korkak olamaz. Hangi türü olursa olsun korkaklık kâfirlerin ve münafıkların ortak sıfatıdır. Zira onlar cenneti dünyada arayıp buldukları için ahiretten korkarlar ve bu korkaklıkları hayatlarına yansır. Mü’minler için ise ahiret, vuslatın başladığı gerçek hayattır.

 

En zor şartlarda insanların direncini kırmak ve ölüm endişesiyle onlara korkaklığı öğütlemek, münafıkların davranış biçimi olduğu için Hz. Muhammed (s.), ümmetine şu uyarıyı yapmıştır: “Kim cihat etmez ve cihat etmeyi içinden bile geçirmezse, o kişi münafıklıktan bir şube üzerine ölür.”[1] Çünkü münafıklar, korkak oldukları gibi Müslümanları da korkutarak kendilerine benzetmek isterler.[2] Hâlbuki “Allah (c.) yolunda bir deve sağımı kadar cihat eden kişiye cennet vacip olur.”[3] Buyuran Hz. Muhammed, “Allah’ın rızasını kazanmak için çalışıp gayret ederken ayakları tozlanan kimseye cehennem ateşinin haram olacağı; dokunmayacağı”[4] müjdesini vermiştir. Ayrıca insanın, niyetini halis hâle getirmek suretiyle “Allah yolunda yaptığı bir sabah veya akşam yürüyüşü, dünya ve içindeki her şeyden daha hayırlıdır.”[5] Buyurmuştur.

 

Hz. Peygamberin cesaret timsali olduğunu söyleyen Hz. Ali (r.), savaşlarda korktukları zaman onun arkasına gizlendiklerini ifade etmiştir. Hz. Muhammed(s.), herkes korkar cesaretini kaybederse, dünyaya kötülerin egemen olup hayatın anlamsız hâle geleceğini biliyordu. Bunun için, “İslam’da, kesintisiz –ruhbaniyet derecesinde- tek uğraşı cihattır.”[6] Demiş; insanlardan korkup çekinmenin kişiyi hayrı ve doğruyu söylemekten men etmemesinin sözde gerekçesini ise şu şekilde açıklamıştır: “İnsanlardan korkmak ve çekinmek, sizden birisini, gördüğü veya bildiği bir hakkı söylemekten engellemesin. Çünkü söylemiş olduğu bu hak sebebiyle ne (belirlenmiş) eceli yaklaştırılır,  ne de rızkı uzaklaştırılır.”[7] Bu rivayet aynı zamanda eceli çift kabul eden mutezile ve korkak Müslümanlara(!) önemli bir cevaptır. Cesareti övüp korkaklığı yermesi bakımından şu hadis de oldukça önemlidir: “Hz. Peygamber bir defasında sahabilerine, ‘Sizden biriniz kendini küçük düşürmesin.’ deyince arkadaşları da ona ‘Kendimizi nasıl küçük düşürür, alçaltırız?’ sorusunu yöneltmişlerdir. Bunun üzerine Resulullah; “Kişi, Allah için konuşması gereken bir yerde konuşmazsa, Allah Teâlâ ona kıyamet gününde, konuşması gereken yerde konuşmadığının nedenini sorar, o da ‘İnsanlardan korktum.’ der, Yüce Allah da o kişiye: En çok korkman gereken ben değil miydim?”[8] Buyurur. Hak uğrunda konuşmamanın neticesi, Hadis-i Şerifte hem şahsiyet zaafı hem de kıyamet gününde tüm insanların önünde mahcubiyet olarak tanıtılmıştır.

 

Hz. Peygamber, “İnsanlar korkak davranır ve her türlü ahlaksızlığa kayıtsız kalırlarsa, içlerinde çok mükemmel insanlar da olsa yine de ilahî cezanın gelebileceğini”[9] belirtmiş ve herkesi şu sözleriyle uyarmıştır: “Bir toplumun içerisinde (aleni olarak) Allah’a isyan içeren davranışlar işlenir ve gücü yeten kimseler de bunlara engel olmazlarsa, Allah(c.) umumi bela ve musibetler verir.”[10] Aynı gemide yaşayan insanlar kötülüklere, ahlaksızlıklara, fuhşa, uyuşturucuya, öldürme ve yaralamalara göz yumarlarsa “gemi su alır”[11] ve bela da ortak olarak herkese birden gelir. Bu belalardan kurtulmanın yolu, her Müslümanın cesaretini kuşanarak en yakınından başlayıp[12]komşularına doğru açılmak suretiyle İslam’ın güzelliklerini duyurmasıdır.[13] İnsanlar belki bu gayretleri nedeniyle ilahi huzurda kendilerini savunabilirler.

 

[1] Nesai, Cihat, Had No: 2, VI, 8.

[2] Konuyla ilgili bkz: Âl-i İmran 2/154, 156, 168.

[3] Nesai, 25, Cihad, Had No: 25, VI, 25,Abdurrezzak, Musannef, No: 9534, V, 253.

[4] Ahmed, Müsned, III, 367; Nesai, Cihad, 25, Had No: 9, VI, 14.

[5] Abdurrezzak, Musannef, Had No: 9542, V, 259;Müslim, 33, İmare, 30, Had No: 1881, II, 1500;Nesai, Cihad, 25, Had No: 11, VI, 15.

[6] Ahmed, Müsned, III, 266.

[7] İbn Mace, Fiten, 20, Had No: 4007, II, 1328;Ahmed, Müsned, III, 51.

[8] Ahmed, Müsned, IV, 268.

[9] Malik, 56, Kelam, 8, II, 991.

[10] İbn Mace, Fiten, Had No: 4009, II, 1329.

[11] Ahmed, Müsned, IV, 268.

[12] Şuara 26/214.

[13] İbn Kesir, Camiu’l-Mesanid, Daru’l-Fikr, Beyrut trsz, I, 36.

 

MEHMET SURMELI

Diğer Yazıları
Akif CEMİL
Dr. Mehmet SÜRMELİ
Ercan HARMANCI
İktibas
Mehmet Nezir GÜL
Mehmet Şevket EYGİ
Muhammed ERİNÇ
Ömer Erdoğdu
HAVA DURUMU


NİĞDE